| |
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
Şahan Gökbakar'ın televizyon ekranında yarattığı tiplemelerden 'Recep İvedik'in serüvenleri artık beyazperdede. Kahramanla aynı adı taşıyan film, arka arkaya sıralanmış skeçlerden oluşuyor. Filmin belki sinemasal bir değeri yok ama, Gökbakar hayranlarını memnun edecek bir çalışma olduğu kesin.
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
TV8'den atv'ye, oradan da NTV'ye uzanan süreçte, bir televizyon yıldızı olarak karşımıza çıkan Şahan Gökbakar, kuşkusuz ki kuşağının en başarılı komedyenlerinden, hatta belki de en iyisi.
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
Son derece keskin gözlem gücünü, kendi yetenekleriyle donattığı tiplerde ete kemiğe büründürerek yoluna devam eden genç sanatçı, 'Recep İvedik'le birlikte serüvenini sinemaya da taşıyor. Gökbakar'ın yarattığı onlarca tiplemeden biri olan bu karakter, belki de varlıklarını ilk kez 80'lerin başında Leman, Hıbır gibi mizah dergilerinde hatırlatan, ya da Kemal Gökhan Gürses'in Cumhuriyet'teki çizgi bantlarında boy gösteren 'maganda'ların ('zonta' demek de mübah) çizgiden beyazperdeye yansıyan hali adeta. Gökbakar, televizyondaki skeçlerinde bu tiplemeye günümüz ahlakını, jargonunu, sosyal reflekslerini eklemiş ve özgün bir karakter yaratmıştı.
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
Film, bu hazır karakteri bir maceranın içine atıyor ve arka planda akıp giden bir aşk hikâyesiyle de süslüyor. Yolda bulduğu bir cüzdanın Antalyalı sahibinin peşinde Güney'e uzanan ve tatil ortamının havasını kısaca soluyup tekrar istanbul'a dönmek isteyen Recep İvedik, bir tesadüf eseri çocukluk aşkı Sibel'i uğradığı tatil köyünde görüyor. Bu raslantı, İvedik'in planlarını bozuyor, kahramanımız kendisini hatırlamadığı Sibel'in peşinde, 'Nerden incelirse ordan kopsun' mantığıyla sürükleniyor. 'Recep İvedik'e dört başı mamur bir film demek zor. Bu, daha çok arka arkaya sıralanmış skeçlerden oluşan bir yapım. Gökbakar'ın kendisinin de vurguladığı üzre karakterde ve yaşadığı olaylarda 'Mr. Bean' etkileri çok açık. Ama onun kadar İngiliz olmadığı, aksine herşeyiyle buralı olduğu da aşikâr. Esprilere gelince; burada iş çetrefilleşiyor. Çünkü 'Recep İvedik', her yaştan ve kültürden izleyiciyi kapsayacak bir yapıya sahip değil. Mesela siz hâlâ 'Murat, koy.... de bir tur at'a gülebiliyor musunuz? Ama öte yandan şöyle de bir durum var; Şahan kardeşimiz bu klişe ötesi espriye bile kendi havasını katıyor ve sizi bir şekilde gülümsetmeyi başarıyor.
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
Yan karakterler kenar süsü Filmin önemli zaafı, yan karakter yaratmada eksik kalması. Recep İvedik'in dışındakiler birer kenar süsü gibi. Ama bütün bu boşlukları, Gökbakar'ın kendisi doldurduğu için bu cephede de sıkıntı olmadığını söylemek mümkün. Bir başka nokta, film her şeyiyle fazla erkek; bütünü itibarıyla klasik maço bakışı her yerde, her espride karşımıza çıkıyor. Kuşkusuz bunun bir nedeni ve savunusu var; Recep İvedik gibiler böyle düşünüyor, böyle konuşuyor. Lakin şurası da bir başka altı çizilmesi gereken nokta; gerçek hayattaki Recep İvedik'lerin filmdeki kadar naif, kırılgan, yeri geldiğinde hüzünlü ve cömert, aptallık derecesinde iyiliksever olmadığı. Tamam, kızlara hem yardım etmek, hem de hava atmak için kendi arabasının aküsünü vermek son derece zarif bir hareket belki ama bu karakterin gerçekteki karşılığında düğünlerde, maç sonralarında havaya açılan ateşleri, trafikte yarışırken yapılan kazaları, ön kesmeleri ve sonuçta ölüp giden masum kurbanları görüyoruz. 'Recep İvedik', kuşkusuz istemeden neden olduğu şöyle bir durum var; magandaları dinlemeye, karşı tarafa da kulak vermeye çağırıyor insanı. Burada aslında sorun yok, son dönemde karşımıza çıkan kimi Amerikan intikam yapıtlarında da benzer bir durum var. Mesela James Van'ın, oğlunu öldürenlerden intikam alan bir babayı anlattığı 'Ölüm Emri'nin (Death Sentence) finalinde kötülerin başı, orta sınıf temsilcisine "Bak, artık sen de bize benzemeye başladın" diyor. 'Recep İvedik' de ele aldığı sosyal sınıfı istemeden de olsa bir anlamda sempatikleştiriyor, içselleştiriyor. Ya da moda deyimiyle 'Onunla yaşamayı öğrenmeliyiz' noktasına getiriyor.
Şahan Gökbakar, benim kuşağımın sanatçısı değil. Zaten yaşı 35 üstüler için Gökbakar karakterleriyle tanışma faslı, çoğu kez etraftaki genç insanların 'uyarılarıyla' oluyor (mesela ben daha çok yeğenim ve spor servisimizdeki elemanlardan Bener Onar sayesinde Gökbahar'daki cevheri daha bir keşfetme şansına sahip oldum). Ama keşif işlemi gerçekleştikten sonra, yaşınız ya da ait olduğunuz kuşak ne olursa olsun, mutlaka sevip beğeneceğiniz tiplemelerine rastlıyorsunuz.
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
Rock'n coke gibisin! Film, Gökbakar'ın sinema adım atması bakımından kuşkusuz önemli bir işleve sahip. Ayrıca, hakkını teslim etmek lazım, mutlaka katıla katıla güleceğiniz yerleri var; ama geneli itibarıyla insanı alıp götürmüyor. Kısa kısa, kesik kesik gülüyor ya da eğleniyorsunuz. Ama dediğim gibi maksat 'Ayağınız alışsın'... Gökbakar'ın yeteneklerine 'bakıldığında' sorun yok; ileride daha iyi, daha derin öykülerde buluşuruz ümidindeyim.
Filmin bendeki en derin izlerine gelince; 'Heavy metalcilerle karşılaşma (buradaki diyaloglar da gayet vurucu, zekice ve genç işi. Örnek mi? "Bu ne saçma hayat, bu ne dingil hayat lan? Bu ne kopuk hayat, bu ne manyak bir yaşam tarzı ya, bu ne bohem ya?" veya "Rock'n coke gibisin, çadır kurmak istiyorum"), bellboy'un odayı tanıtması (burada da özellikle bellboylara verilen bahşişler üzerine olan diyaloglar çok iyi) ve dalma bölümleri (gerçekten de dalgıç literatüründeki 'simgeler' filmdeki gibi mi, bu büyük bir merak konusu). 'Şoförler arası yellenme yarışı'nın ise 'kitsch'in Allahı' olduğunu ve insanı iğrendirdiğini söyleyebilirim.
Yönetmen koltuğunda oturan Togan Gökbakar'a gelince; malum sinemaya 'Gen'le adım atmıştı, 'Recep İvedik' onun ikinci uzun metrajlı çalışması. İlki, kendi çapında hedefini bulan gerilimdi ve bir ilk film için sınıfı geçiyordu. İkinci adım Şahan Gökbakar faktörü ve (olası) gişe başarısıyla belki tarihe kalacak ama sinemasal değeri olduğunu söylemek pek mümkün değil.
|
|