"+" Che Guevara 1928 - 1967 "+" indir, "+" Che Guevara 1928 - 1967 "+" download "+" Che Guevara 1928 - 1967 "+" full "+" Che Guevara 1928 - 1967 "+" resimleri "+" Che Guevara 1928 - 1967 "+" videoları, "+" Che Guevara 1928 - 1967 "+" izle, "+" Che Guevara 1928 - 1967 "+" seyret, "+" Che Guevara 1928 - 1967 "+" rapidshare.com divx, dvdrip, full, mp4 "+" Che Guevara 1928 - 1967 "+" no rapid, "+" Che Guevara 1928 - 1967 "+" tek link, "+" Che Guevara 1928 - 1967 "+" filmi, filmleri,




Anasayfa    Biyografiler

Konu: "+" Che Guevara 1928 - 1967 "+"
Sayfa: 1

BİR MASAL 16.09.2008 11:13:09

CHE GUEVARA
( 1928-1967 )

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın


 Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın1928 yılında Arjantin’in Rosaria kentinde doğdu. Tıp öğrenimi gördü. Öğrenciyken okuluna bir yıl ara verip, Güney Amerika kıtasında geziye çıktı. Macera diye başladığı gezinin ardından Che, komünist oldu. Meksika’da siyasi mülteci olarak bulunan Raul ve Fidel Castro’yla tanıştı. Bu tanışıklık Che’yi de Küba’nın ele geçirilmesi hedefine ortak etti. 1956-1959 yılları arasında süren gerilla savaşı Küba’da başarıya ulaştı. Önce Merkez Bankası’nın başına, ardından Sanayi Bakanlığı’na getirildi.Bu görevlerde başarısız oldu.

Hayal edilenle gerçekleşen devrim arasındaki uçurum Che Guevara’yı yeni hayallere sürükledi.Yeni hayal, devrimin bütün Latin Amerika’ya yayılmasıydı.Bu amaçla Bolivya’ya gitti.Devrim konusunda Che Guevara’nın üç temel değişiklik düşüncesi şunlardır: 1. Halk güçleri düzenli orduya karşı zaferi kazanabilir. 2. Devrim yapmak için her zaman tüm şartların bir araya getirilmesi gerekmeyebilir. 3. Latin Amerika’da savaşın temel alanı kırsal kesim olmalıdır.Marksist düşünceden esinlense de marksizme yabancı bu düşünceler sadece Latin Amerika’da değil, dünyanın birçok yerinde yankı buldu. Özellikle maceracı gruplar, Che Guevara efsanesinin büyüsüyle aileyle, toplumla ve neticede tarihle çatışarak hayat karşısında yenik düştüler.

Komünizmin insanlık için yeni bir umut olarak ortaya sürüldüğü bir dönemde Che Guevara bir mücadele simgesi olarak görüldü.Fakat bu simge incelendiğinde toplum ve devlet hayatında görev alarak insana hizmeti başaramayan bir maceracının gerçekten hayale kaçışı görülür.Ancak yanlış bir dünya görüşüne bağlanarak da olsa, yanlış metotlarla yola çıksa da onda sömürgeci beyaz adama karşı halktan yana bir tavır olduğu da bir gerçektir. 1967 yılında öldürülmüştür.

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

BİR MASAL 16.09.2008 11:21:10

 O, BU DÜNYANIN GÖRDÜĞÜ TEK YILDIZIYDI

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın


Gülüşüne bin kurşun
sıksa da ölüm
unutma ki umuda
kurşun işlemez gülüm

.....................

Albay Selich: “Benigno’nun La Higuera savaşından (26 Eylül) beri ağır yaralı olduğunu, Coco ve diğerlerinin de orada öldüğünü biliyorum. Onun hâlâ yaşayıp yaşamadığını bana söyleyebilir misiniz Comandante?

Comandante: Albay hafızam çok zayıftır. Hatırlamıyorum ve sorunuzu nasıl yanıtlamam gerektiğini de bilmiyorum.

Albay: Kübalı mısınız yoksa Arjantinli mi?

Comandante: Ben Kübalı, Arjantinli, Bolivyalı, Perulu ve... Ekvadorluyum.

Anladınız mı?

Albay: Neden ülkemizde faaliyet göstermeye karar verdiniz?

Comandante: Köylülerin içinde yaşadıkları durumu görmüyor musunuz? İnsanın yüreğini burkan bir yoksulluk içinde vahşiler gibi yaşıyorlar. Terk edilmiş hayvanlar gibi tek bir odada uyuyor ve yemek pişiriyorlar, üstlerine giyecek elbiseleri yok.

Albay: Kübadakiler de öyle

Comandante: Hayır bu doğru değil!

Albay şunlara bakınız, (yanı başında yatan iki cesedi göstererek) bu çocuklar Küba’da istedikleri her şeye sahiptiler ve yine de ölmek için buraya geldiler.

.....................

8 Ekim 1967 günü uğursuz bir gündü.

Comandante Che Guevara bir gün öncesinde günlüğüne şunları kaydetmişti:

“Ordu kuşatılan 37 kişilik gerilla grubunun geçişini engellemek için Serrano’da 250 kişi bulunduğunu ve Acero ile Oro arasındaki bölgeye sığınmış olduğumuz yolunda bir haber yayınladı. Ama bu bir şaşırtmaca olsa gerek.

Yükseklik 2.000 metre.”

.....................

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın Ancak şafak sökerken bulundukları vadinin iki tarafını tutmuş askerleri gördüklerinde gerçekten de kıstırıldıklarını anladılar.

37 kişi değil sadece 17 kişiydiler. Çünkü gerillanın artçı birliğiyle irtibatları kopalı aylar olmuştu.

Bulundukları yerden çıkmaları çok güçtü ancak savaşmanın dışında bir seçenekleri de yoktu.
Che gerilla grubunu üçe böldü.
İlk grup yedi kişiden, ikinci grup dört kişiden, üçüncü grupsa altı kişiden oluşacaktı.

Böylelikle ilk grup çatışmayı sürdürür ve askerlerin dikkatini üzerlerine çekerken kalan iki gerilla grubunun kuşatmayı yarıp kaçma imkânı olacaktı.

.....................

Gruplar dağıtıldı ve saat 13.10’da gerilla ile ordu birlikleri arasındaki çatışma başladı.

Üç yüz metre uzunluğunda elli metre genişliğinde bir vadideydiler. Vadi çalılarla kaplıydı. Vadinin iki yamacı da askerler tarafından sarılmıştı.

Saat 13.10’da üzerlerine havan topu yağmaya başladı. Bir taraftan da makineli tüfek ateşi başlamıştı.

.....................

Uzun süren çatışmada öncü gruptan Arturo ve Antonio öldürüldü.

Büyük bir kayalığın arkasından M-2 tüfeğiyle ateş ediyordu ama biraz sonra tüfeğinin namlusuna bir mermi isabet etti.

Artık tüfeği yoktu.

Hemen belindeki tabancaya sarıldı ama şarjörün yerinde olmadığını gördü.

Artık savaşacak silahı yoktu.

O sırada bir mermi baldırına saplandı. Bir diğeri ise beresini delip geçti.

Willy’nin yardımıyla yine de vadinin yamacına tırmanmaya başladı. Fakat tırmandıklarında karşılarında silahını doğrultmuş onları bekleyen Çavuş Huanca’yı gördüler.

Artık esirdiler.

Bolivyalı askerler tarafından esir alınan iki kişiden yaralı olan Binbaşı Ernesto Che Guevara’ydı.

Üçe ayırdığı gerillanın birinci grubundaydı.

.....................

Che kendisini esir alan çavuşa kimliğini söyledi hemen.

Yakalananın Che olması büyük bir telaş yarattı. Herkes başına toplandı. O’nu hemen vadinin yakınındaki bir kasabaya La Hugiera’ya götürdüler.

O sırada öncü gruptan iki gerilla Pacho ve Reynaga’nın da bu sırada vurulduğunu öğrendi.

Kendisini yakalayanların başı olan Albay Selich’e gösterdiği ölüler bu arkadaşlarıydı Che’nin:

“Bu çocuklar Küba’da istedikleri her şeye sahiptiler ve yine de ölmek için buraya geldiler.”

.....................

9 Ekim sabahı La Higuera’ya inen helikopterde CIA ajanı Rodriguez de vardı. Rodriguez CIA’nın kurup eğittiği Fidel Castro karşıtı 2506. Tugay’dandı.

Odaya girdiğinde Che onu süzdü. Bolivyalıya benziyordu ama değildi. Küba hakkında çok şey bildiğine göre ya Kübalı ya da Porto Rikolu olmalıydı. Rodriguez, Che’yi doğruladı.

Rodriguez daha sormaya başlamadan Che onu uyardı:

“Sorgu vermeyeceğim.”

Sustu.

Rodriguez özellikle Fidel aleyhinde bir ifade almayı çok istiyordu ama Che reddetti.

Kendisini kurtaracak tek şeyin Fidel aleyhinde konuşması olacağını çok iyi biliyordu.

Sustu.

.....................

Az sonra yan odadan tek bir kurşun sesi duydu.

Tahmin etti: Willy’yi infaz etmişlerdi.

...

Sustu.

...

Dışarda üç yetkili vardı.

Biri Che’yi yakalayan Albay Selich, diğeri CIA ajanı Rodriguez ve yine Bolivya ordusundan Albay Zenteno.

Rodriguez, Che’yi kaçırmayı ve Panama’ya bir ABD üssüne götürmeyi aklından geçiriyordu. CIA’ya haber yollamış ama henüz cevap alamamıştı.

CIA’dan cevap gelmeden Albay Zenteno’nun telsizine şifreli bir mesaj geldi. Zenteno’ya emir doğrudan devlet başkanı Barrientos’tan gelmişti.

...

O sırada radyo haberleri veriyordu: Ordu birlikleri ile çatışmaya giren 7 gerilla ölü ele geçirilmişti.

...

Radyo haberini doğrulama görevi Çavuş Mario Teran’a verilmişti.

Emir büyük yerden, Başkan’dandı.

...

Teran odaya girdiğinde Che, Teran’a soğukkanlılıkla baktı ve son sözlerini söyledi:

“Beni öldürmeye geldiğini bliyorum. Ateş et ödlek alt tarafı bir adam öldüreceksin.”

Teran otomatik tüfeğini doğrulttu ve ateş etti.

Kollarından ve bacaklarından vurulan Che yere düştü.

Son gücünü kullanarak bileklerini ısırdı.

Bağırmadan ölmek istiyordu...

...

Öldü...

...

Ve öldürüldüğü yerde yeniden doğdu.

...

Santa Kruz...

La Higuera’ya çok uzak bir Bolivya kenti.

Küba hükümeti tarafından yaptırılan bir hastane.

Göz kliniği.

Hasta Mario Teran.

Doktorlar Kübalı.

Ameliyat başarılı...

Granma’da bir haber:

“Mario Teran’ın bir hayali ve düşünceyi yok etme girişiminden 40 yıl sonra, Che bir savaştan daha galip ayrıldı. Şimdi yaşlı bir adam olan bu kişi yeniden gökyüzünün ve ormanın renklerine dalabilecek, torunlarının gülümseyişleri ile keyiflenebilecek ve futbol maçı izleyebilecek.”

...

Mario Teran, Che’yi vurduğunda şair Nicolas Guillen ona şöyle sesleniyordu:

Bolivyalı küçük asker,
Bolivyalı küçük asker,
sırtında tüfeğin, gidiyorsun
tüfeğin Amerikan malı
tüfeğin Amerikan malı
Bolivyalı küçük asker
tüfeğin Amerikan malı.

Sinyor Barrientos verdi onu sana
Bolivyalı küçük asker
Mister Johnson’un armağanı
kardeşini vurman için
kardeşini vurman için
Bolivyalı küçük asker
kardeşini vurman için-

Kim bu ölü, bilmiyor musun
Bolivyalı küçük asker?
Bu ölü Che Guevara,
Arjantinliydi Kübalıydı
Arjantinliydi Kübalıydı
Bolivyalı küçük asker
Arjantinliydi Kübalıydı.

En iyi dostundu senin,
Bolivyalı küçük asker
yoksulların dostuydu
doğudan dağlara kadar
doğudan dağlara kadar
Bolivyalı küçük asker
doğudan dağlara kadar.

Gitarım tepeden tırnağa
Bolivyalı küçük asker
yas tutuyor, ağlamıyor
ağlamak insan işi
ağlamak insan işi
Bolivyalı küçük asker
ağlamak insan işi.

Sırası değil ağlamanın
Bolivyalı küçük asker
ele mendil yakışmaz şimdi
ele tırpan yaraşır
ele tırpan yaraşır
Bolivyalı küçük asker
ele tırpan yaraşır.

Para veriyorlar sana
Bolivyalı küçük asker
alıp satıyorlar seni
bu iş zalimin işi
bu iş zalimin işi
Bolivyalı küçük asker
bu iş zalimin işi.

Vakti geldi uyanmanın
Bolivyalı küçük asker
dünya ayağa kalktı
erkenden doğdu güneş
erkenden doğdu güneş
Bolivyalı küçük asker
erkenden doğdu güneş.

Doğru yolu tutmaya bak
Bolivyalı küçük asker
kolay bir yol değil bu
kolay değil, düzgün değil
kolay değil, düzgün değil
Bolivyalı küçük asker
kolay değil, düzgün değil.

Şunu öğrenmen gerek
Bolivyalı küçük asker
kardeş dediğin vurulmaz
kardeşini vurmaz insan
kardeşini vurmaz insan
Bolivyalı küçük asker
kardeşini vurmaz insan.


.....................

Bolivya Che’nin son gerilla denemesiydi.

İlki ise Küba’ydı.

Fidel’le tanıştığında Arjantinli bir doktordu.

Granma adlı gemiyle Küba’ya çıkartma yapan 82 kişilik gerilla grubuna doktor olarak katılmıştı.

Küba günlüğünde şöyle anlatır:

“5 Aralık sabahı hemen hiçbirimizin yürüyecek hali kalmamıştı. Yorgun düşen adamlarımız, biraz yürüdükten sonra uzun süre dinlenmek zorunda kalıyorlardı. Sonunda seyrek ağaçlarla kaplı bir ormanın yakınındaki şekerkamışı tarlasında mola verdik. Çoğumuz, ağaçların altında saatlerce pestil gibi serilip sızmıştık.

Öğleyin olağanüstü bir hareketliliğin farkına vardık. Askeri ve sivil uçaklar çevremizde cirit atıyordu. Adamlarımızdan bazıları, alçaktan ve yavaş uçan uçaklar tarafından görülebileceklerini hiç düşünmeden büyük bir gaflet içinde şekerkamışlarını kesmeye devam ediyorlardı.

Birliğin doktoru olduğum için adamlarımızın yara bereleriyle benim ilgilenmem gerekiyordu. O günkü son hastamı çok iyi anımsıyorum. Humberto Lamotte adında biriydi ve ömrünün son gününü yaşıyordu. Sahra kliniğimizden, fırsat olmadığından giyemediği ayakkabıları elinde olduğu halde çıktığı zamanki yorgun ve ürkek ifadesi hâlâ gözlerimin önündedir.

Arkadaşım Montane ile bir ağaca dayanmış, bir yandan yarım sosis ile iki peksimetten oluşan yavan yemeğimizi yiyor, bir yandan da çocuklarımızdan söz ediyorduk. O sırada ilk silah sesini duyduk. Birkaç saniye sonra da 82 kişilik birliğimizin üstüne metal fırtına gibi kurşun yağmaya başladı. Elimde, öyle nitelikli bir silah yoktu. Hasta, olduğum ve iyi bir silah benim elimde bir işe yaramayacağından kötü bir silahı tercih etmiş, iyilerini başkalarına bırakmıştım. Bu yürüyüş sırasında başlayan uzun bir astım krizi beni oldukça zavallı duruma düşürmüştü

O anda olayların nasıl geliştiğini tam olarak anımsamıyorum. Anımsadığım tek şey, çapraz ateşin altında Yüzbaşı Almeida’nın emir almak için yanıma geldiğiydi. Ama ortada emir verecek kimse yoktu. Daha sonra öğrendiğime göre, Fidel civardaki bir şekerkamışı tarlasında boş yere birliği bir araya getirmeye çabalıyormuş. Beklenmedik bu baskın oldukça ağır ve kurşun yağmuru ise son derece yoğundu. Almeida, birliğinin başına döndüğü sırada arkadaşlarından biri ayaklarımın dibine bir cephane sandığı bıraktı. İşaretle bunun ne anlama geldiğini sordum. Gayet iyi anımsıyorum, buruk yüzüyle bana ‘Cephane sandığı ile uğraşmanın sırası mı şimdi?’ gibi bir şeyler demek istedi ve ardından şekerkamışı tarlasında kayboldu.

Belki de ilk kez, büyük bir ikileme girmiştim. Kendimi adadığım tıp bilimiyle, devrimci bir asker olmak arasında bir seçme yapmam gerekiyordu. Ayaklarımın dibinde ilaç dolu bir çanta ile bir cephane sandığı yan yana duruyordu. İkisini birden taşımama olanak yoktu. Cephane sandığını tercih ettim ve ilaç çantasını arkamda bırakarak, şekerkamışı tarlasıyla aramdaki açıklığı aşmak üzere davrandım.”


.....................

Evet en yalın gerçek bu.

Che’nin ispatladığı gerçek, yalnızca Che’nin...

Kırk yıl önce doktor olup insanları iyileştirmekle uğraşacağına, gerilla olup insanları iyileştirecek bir devrimci düzen kurmaya girişti.

Ve kurduğu düzen o kadar başarılı oldu ki, kendisini infaz eden katilini bile iyileştirdi.

Kimbilir ilk başlarda annesi, babası belki hayıflanmıştır oğlunun doktorluk yerine devrimciliği seçmesine.

Pek çok doktora, daha doğrusu devrimcilik yerine başka meslekler seçip, insanlığa böyle daha faydalı olunacağı fikri ile kendini avutan ve kandıran tüm insanlara verdiği bir derstir bu Che’nin.

Kırk yıl sonra doktor Che’nin doktorluktan vazgeçerek devrimciliğini yaptığı düzen, bugün insanları iyileştirecek doktorlar yetiştiriyor.

Evet evet şu an Che aslında katili Mario Teran’a bakmıyor.

Che onu çoktan affederdi.

O basit ve kandırılmış bir askerdi.

Che şu an kendini kandıran başkalarına bakıyor.

Doktorlara...

Avukatlara...

Öğretmenlere...

Mühendislere...

Kendi mesleğinin insanlık için bir hizmet, kendilerininse insanlık için birer velinimet olduğunu düşünerek kendilerini kandıranlara...

Çünkü 40 yıl sonra kazanan Che oldu.

Devrimci olmayan doktorların, avukatların, mühendislerin, öğretmenlerin ülkeleri ve rejimleri insanlara eğitim, sağlık, adalet sunamıyor ama Che’nin ülkesi ve düzeni sunuyor.

Evet Che gülümsüyor, çünkü gerilla başardı.

Mario Teran en fazla utanç içindedir.

Ama utancın büyüğünü kandırılmışlar değil, kendilerini kandıranlar ve başkalarını kandırmaya çalışanlar yaşamalıdır...

.....................

Che’yi yeryüzündeki herkesten ve herkesten çok tanınır ve saygıdeğer kılan, sevilir, inanılır kılan ne peki?

Neden dünya tarihinde bunca insan, bunca komutan, bunca devlet başkanı geçti gitti de, hiçbiri tüm dünyada, tüm ülkelerde, tüm dillerde, tüm dinlerde, tüm kuşaklarda, tüm cinslerde onun eriştiği saygınlığa erişemedi?

.....................

Herkes devrim için yapılması gerekenleri başkalarına önerirken, o yapılması gerekeni kendisi yaparak başkalarına gösterdi.

Bu Che ile diğerleri arasındaki farktır.

O nedenle Che, yeryüzünde bugüne kadar gelmiş insanlar arasında özü ve sözü bir olan, fikri ile eylemi bir olan en önemli örnektir.

Bu örnek kimilerinin hoşuna gitmez elbet.

Devrim nutukları atıp oturmak varken, sen kalk başka ülkelerin dağlarına git ve orada gerillalık yap!

Olacak şey değildir onlara göre.

Olsa olsa bir maceraperest derler.

Hatta kimileri suçlamaya bile yeltenir.

Ama bu tipler inanılamayacak kadar azınlıktadır.

Çünkü bu dünyanın hemen hemen her evinde mutlaka onun bir resmi vardır!

Fidel, Che’nin ardından bu tiplere şöyle sesleniyordu:

“Savaştan kaçmak için her zaman, her yerde yığınla bahane bulunabilir ama özgürlüğü kazanmanın başka yolu da yoktur. Che düşüncelerinin gerçekleştiğini göremedi belki ama bu uğurda döktüğü kanı ile bu düşünceleri güçlendirdi. Onu eleştiren sahte devrimcilere gelirsek, onlar siyasi alçaklıkları ve ebedi eylemsizlikleri içinde ortaya çıkan budalalıklarıyla yaşamaya devam edecekler.”

.....................

Che’nin ölümü duyulduğunda o güne kadar gerillaya destek vermeyen Bolivya köylüleri La Higuera’ya onu görmeye akın ettiler.

Ölü onlara gülümsüyordu.

O’nu öldürenler ve yakalayanlar bile ölmeden önce ve öldükten sonra Che’yle fotoğraf çektirdiler.

Rahibeler kıvırcık saçlarından birer bukle kesip sakladılar.

Öyle bir ortamdı ki ölümünün üzerinden daha birkaç saat geçmeden ölü efsaneleşmişti.

Birkaç gün sonra ise tüm dünya ağlıyordu.

Tüm dünyada bu ölünün fotoğrafları dalgalanıyordu yürü-yüşlerde.

Bayraklaşmıştı.

İki yıl sonra Vietnam’ın gerilla lideri Ho Shi Minh ölür. Tüm dünyanın ortak sloganı “Bir, iki, üç daha fazla Vietnam” sözü Che’nindi.

Che öldükten sonra devrimci gençlik bu slogana ufak bir eklemede bulunmuştu:

“Bir iki üç daha fazla Vietnam

Ernesto’ya bin selam”

Ve Deniz Gezmiş, Ho Shi Minh’in anmasında şöyle konuşuyordu:

“Amerikan emperyalizmine karşı yedi iklim, dört cephede

mücadele ettiğimiz, Bolivya’da, Venezüella’da, Angola’da, Vietnam’da kahramanca ölmesini bildiğimiz bugünlerde

Ho Shi Minh arkadaşı kaybettik.

Onun Amerikan emperyalizmine karşı verdiği kavgada, kararlı, azimli tutumu zor günlerimizde bizlere yol gösterecek ve Vietnam halkının milli demokratik devrim mücadelesinde inançlı adımları oportünizme karşı mücadelemizde bizlere örnek olacaktır.

Merhaba Ernesto gibi ölenlere
Merhaba Camillo gibi ölenlere
Merhaba Ho Shi Minh’lere
Yuh olsun emperyalizme”

.....................

Che öldüğü yerde yeniden doğuyordu.

Ama kimilerinin iddia ettiği gibi öldüğü, öldürüldüğü için yeniden doğmuyordu.

Sadece ve sadece düzgün yaşadığı için yeniden doğuyordu.

O hem çok iyi bir ideologdu ama aynı zamanda çok iyi bir eylemciydi.

O çok iyi bir sosyalistti ama aynı zamanda çok iyi bir ulusal kurtuluşçuydu.

O çok iyi bir komutandı ama aynı zamanda çok iyi bir neferdi.

O en üstün niteliklere erişmiş ama en basit görevleri bile üstlenen örnek insandı.

Onun yarattığı örneğin büyüklüğüdür bugün onu yaşatan, ölümü değil.

.....................

Ölmeyi istemiyordu.

Ama öleceğini biliyordu ve kaçmıyordu.

“Savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımızı almak için başka eller uzanacaksa ve başkaları mitralyöz sesleri, savaş ve zafer naralarıyla cenazelerimize ağıt yakacaksa, ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin, hoş geldi, safa geldi!..” diyordu.

Görevinin sonunda iki seçenek vardı ya başaracaktı ya da ölecekti.

Ölme ihtimaline karşı ailesine veda mektubunu önceden yazmıştı:

“Sevgili Hildacık, Aleidacık, Camilo, Celia ve Ernesto

Eğer bu mektubu okumanız gerekirse, bu, sizlerin arasında olmadığımdan olacaktır.

Beni zar zor hatırlayacaksınız, en küçükleriniz ise hiç hatırlamayacaktır.

Babanız düşündüğü gibi hareket eden bir adamdı ve kesinlikle inançlarına bağlıydı.

İyi bir devrimci olarak yetişin.

Doğaya egemen olmayı olanak kılan tekniğe egemen olmak için çok çalışın. Devrimin önemli olduğunu ve bizlerin yalnız başımıza hiçbir değerimizin olmadığını hatırda tutun.

Her şeyden önce de dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir kişiye karşı yapılan herhangi bir haksızlığı daima yüreğinizin en derin yerinde hissedebilin. Bu, bir devrimcinin en güzel niteliğidir.

Sizi ufaklıklar, hep görmeyi umuyor ve kocaman kucaklıyorum.

Babanız”


Evet Che düşündüğü gibi hareket eden bir insandı...

Ve devrimin yanında insanın yalnız başına hiçbir değeri yoktu.

.....................

Fidel’e veda mektubunda ise şöyle diyordu:

“Fidel,

Dünyanın başka ülkeleri benim mütevazi çabalarımın yardımını istiyor. Ben senin Küba’ya olan sorumluluğunun sana imkân vermediği şeyi yapabilirim. Ayrılmamızın zamanı geldi.

Bunu acı ve sevincin karışımıyla yaptığım bilinsin; burada benim kurucu umutlarımın en safını ve sevdiklerim arasında en sevgili olanı bırakıyorum ve beni evladı gibi kabul eden bir halkı bırakıyorum. Bu, benim ruhumdan bir parça koparmaktır. Yeni savaş alanlarında bana vermiş olduğun inancı, halkımın devrimci ruhunu,görevlerin en kutsalı olan nerde olursa olsun emperyalizme karşı mücadele etme görevini yerine getirme duygusunu taşıyacağım.

Başka gökler altında son saatim geldiğinde benim son düşüncem bu halk ve özellikle sen olacaksın. Öğrettiklerin için ve eylemlerimin en son sonuçlarına dek sadık olmaya çalışacağım, örneğin için sana teşekkür ettiğimi, Devrimimizin dış politikası ile her zaman özdeşleştiğimi ve buna devam edeceğimi, sonumun geldiği herhangi bir yerde Kübalı devrimci olmanın sorumluluğunu duyacağımı ve öyle davranacağımı, çocuklarıma ve karıma maddi hiçbir şey bırakmadığımı ve bundan üzüntü duymadığımı, aksine sevindiğimi, onlar için hiçbir şey istemediğimi çünkü devletin onlara yaşama ve eğitim görmeleri için gereken her şeyi vereceğini biliyorum.
Her zaman zafere kadar!

Ya vatan ya ölüm!” 


.....................

Evet Che’nin kendi çocuklarına da, eşine de, halkına da tek mirası buydu: Devrimci olmak.

Çünkü O insanlara devrimci olmayı öğretmek için yaşamıştı.

Ve aslında bu bakımdan dünyada hiçbir kimsenin mirasının O’nun mirası kadar büyük olmadığını anlarız.

Anne ve babasına Che gibi bir oğul

Eşine Che gibi bir koca

Çocuklarına Che gibi bir baba

Savaşçılarına Che gibi bir gerilla

Dostlarına Che gibi bir dost bıraktı.

Bırakılabilecek daha büyük bir miras düşünebilir misiniz!..

Ve soralım kendi kendimize

Hangimiz Che gibi bir oğlu olsun istemez?

Hangimiz Che gibi bir eşimiz olsun istemez?

Hangimiz Che gibi bir babamız olsun istemez?

Hangimiz Che gibi bir komutanımız olsun istemez?

Hangimiz Che gibi bir dostu olsun istemez?


.....................

Ama La Hugiera’da ölü yüzü hâlâ bize bakıyor ve bize düşündüğünüz gibi olun diyor!

Evet en yaman soru bu: Hangimiz Che gibi olmak istemez...

Soru korkunç derecede yakıcı ve sarsıcı, çünkü Che gibi olmak herkes ister.

Ama Che gibi olabilmenin bedeli ağırdır.

Hayır hayır sonunda ölüm olduğundan değil elbet, belki hepimiz onun gibi ölebiliriz, bunu göze alabiliriz, ama ya onun gibi yaşamayı!

.....................

Oysa Che olsa ne derdi: Gerçekçi olun imkânsızı isteyin.

.....................

8 Ekim uğursuz bir gündü, 9 Ekim ise kapkara bir gün.

Üçe bölünen gerilla grubunun öncü müfrezesi Che başta olmak üzere tümüyle katledilmişti.

Geriye iki gerila grubu kalmıştı.

Che’yi yok eden ordu birlikleri kalan grubun peşine düştü. Dört gün sonra ikinci grup kıstırıldı. Mizque ve Rio Grande ırmaklarının kesiştiği yerde El Moro, Chapaco, Eustaquio ve Pablito önce tutuklandılar ve ardından infaz edildiler.

.....................

Aynı gün üçüncü grup taktik kuşatmayı yarmayı başardı. Altı kişilik grup kuşatmayı yardıktan hemen sonra uzun bir yürüyüşe geçti.

Bir ay sonra Ordu birlikleri ile bir karşılaşma sırasında El Nato vuruldu. Ağır yaralıydı ve arkadaşlarından kendisini vurmalarını istedi...

Beş kişi kaldılar...

Kalan beş kişi yola devam etti...

Che’ye sahip çıkamayan tüm Bolivyalı devrimciler seferber oldu, Bolivya’nın tüm madenlerinde işçiler iş bıraktı, madenler işgal edildi ve Ordu ile maden işçileri arasında çatışmalar başladı.

Beş kişilik gerilla birliği Aralık ayında And Dağları’nı tırmanmaya başladı ve 22 Şubat’ta Andlar’ı aşarak Şili sınırına vardı.

Gerilla’nın başında Che’nin Bolivyalı yardımcısı Inti Peredo vardı.

Şili sınırında gerillaları Senatör Allende teslim aldı ve gerillaları Tahiti’ye götürdü.

.....................

Che, ailesine yazdığı mektupta şöyle demişti:

“Yaklaşık on yıl kadar önce, size yine böyle bir veda mektubu yazmıştım. Hatırladığımca, daha iyi bir asker, daha iyi bir doktor olamamaktan yakınmıştım. Artık doktorlukla ilgilenmiyorum, ama öyle kötü bir asker değilim artık.”

Gerillayı üçe bölmekle ne kadar iyi bir asker olduğunu kuşatmayı yaran üçüncü grup gösteriyordu.

Ama geride, öldürülen birinci grubun başı Che’yi bırakmak pahasına.

Bu da Che’nin devrimciliğinin ispatıydı işte.

.....................

Yıllar yılllar sonra bile Che’nin yüzü gözlerimizin önünde.

Uzun kıvırcık saçları, kararlı bakışları, beresi ve alnında yıldızıyla.

Peki hangisi gerçek Che...

Önce saçları, uzun kıvırcık saçlarını yok ediyorum siluetten, hâlâ O.

Sonra kararlı bakışlara sahip, o duygulu gözleri, hâlâ O.

Sonra beresini, hâlâ O.

Geride parlayan tek bir yıldız kalıyor siluetten ve hâlâ O!

Evet o yıldız Che...

O tek yıldızını alnında taşırdı, çünkü devrimcilikte yükselebileceğiniz en büyük kumandanlık mertebesinde bile, erkekliğinizi de komutanlığınızı da sedece savaşarak ve ölerek ispat edebilirsiniz.

Che bunu yaptığı için yıldızlaştı.

O’nu öldürme emri verenlerinse yıldızları omuzlarındaydı ve oldukça kalabalıktı ama kim onların yüzünü hatırlıyor ki?

Ama Che’nin yıldızı hâlâ parlıyor.

Çünkü O, bu dünyanın gördüğü tek yıldızdı.

.....................

Yıllar yıllar sonra Che’nin gerillasının üçüncü grubunu teslim alan Senatör Allende, Şili Devlet Başkanı olacaktı.

1973’ün 11 Eylül’ünde CIA ve Şilili faşistler Başkan Allende’nin Başkanlık Sarayı’nı kuşatır.

Muhtemelen 6 yıl öncesini düşünür, 9 Ekim 1967’yi ve Che’yi.

Elinde tüfeği önce savunur başkanlık sarayını.

Kurşunu kalmaz.

Ölüm yakındır.

Korumalarına yaşama emri verir ve onları dağıtır ve kalan tek kurşunu kafasına sıkar.

Che’nin gerilla lideri olarak verdiği dersi öğrenmiştir Allende ve aynı dersi devlet başkanı olarak verir ardından gelenlere.

.....................

Dersi herkes alır.

CIA ajanı Rodriguez, Che’ye yaklaşır. Ölüm saati gelmiştir. Yıllardır bir avcı gibi bu adamın peşinden koşmuştur. Ve işte elindedir.

Ama hayır hayır elinde değildir.

Che bu ajanın yanında yücelerdedir...

CIA ajanı bile ezilir bu devrimcinin karşısında ve şöyle not eder son anı:

“Benim için çok duygusal bir andı. Artık ondan nefret etmiyordum. Hakikat anı gelmişti ve bir erkek gibi davranıyordu. Ölümü cesaretle ve incelikle karşıladı.”

Rodriguez ailesine iletmek istediği bir mesaj olup olmadığını sordu ve Che son sözünü söyledi:

“Fidel’e yakın zamanda Amerika’da devrimin zaferini göreceğini söyleyin... Ve karıma yeniden evlenip mutlu olmaya çalışmasını söyleyin.”



BİR MASAL 16.09.2008 11:59:21

CHE GUEVARA ŞİİRLER

Fidel’e Şarkı
Haydi gidelim,
ateşli peygamberi şafağın
rüzgara bakan gizli patikalardan
o âşık olduğun yeşil vatanı kurtarmaya.

Haydi gidelim,
savaşmaya bütün hatalarla
alnımızda isyan yıldızlarıyla
zafere ya da ölüme ant içerek.

İlk silah duyulduğunda ve toprak uyandığında
uykudan sıçrayan bir kız gibi
orada yanınızda olacağız, sessiz savaşçılar
orada olacağız.

Saçıldığında sesin dört bir yana
toprak reformu, adalet, ekmek ve özgürlük
orada olacağız haykırmak için senin sözlerini
orada olacağız.

Yaraladığı gün, bizim kurtuluş emelimiz
vahşi canavarı kendi yuvasında
orada olacağız gururlu yüreklerimizle
orada olacağız.

Sanma ki bizi korkudan titretebilirler,
hediye ve süslerle kuşanarak.
istediğimiz bir tüfek, mermiler ve bir fişek
başka bir şey değil.

Ve eğer engellerse bizi silahları,
gözyaşlarını istediğimiz gibi yalnızca Kübalıların
Tarihin akıntısıyla sürüklenen gerillalar için örtüler isteriz
Başka bir şey değil


--------------------------------------------------------------------------------

Tomas’la Vedalaşma
Sanadır, abluka altında arkadaşım.

Işıklı sularına ak dağların
batık bir gemi düşünün seni bağlı tuttuğu yere
yol alır ayrılık şarkım.

Gözlerimi açtım bugün
Kanatlanma isteği ile yelkenlerimde
haberleşme mumları tutuyorum
aldırışsız pusulanın gösterdiği
zaman limanına yol alırken gemi.

Rüzgâra bırakıyorum dilimi
sözcüklerini sıkı tutmak,
yeni acılarını azaltmak için
yaşadığın şaşkınlıkları bölüşmeye.

Yastığını yeşerten
bahar da yitip gitti.
Gidişimi söylemiyorum
gitmeyen gemin için diyorum.

Anlıyorum seni Kanadı kırık kırlangıç,
Kastilya çeşmesine
götürmek isterdim
direnebileceğin güçle giydirmek.

Sorunları çözmeye çabalayan bir doktor olsam bile
onları değiştiremiyor, ancak anlayabiliyorum.
Ama gizemli bir çözümüm var.
Bolivya’da bir madende,
Şili’de, Peru ve Meksika’da
veya yıkılmış Sonora İmparatorluğu’nda,
Afrika Brezilya’sının siyahi bir limanında veya
her yerde bir kelime
öğrendiğimi sanıyorum belki de.

Buna çok kolay çare,
ilgilenme çevresiyle saldır tepeye.
Genç ellerlinle tut yaşlı kayayı
günden güne ufak dalgalar şeklinde
Yasla nabzını kıpırdanan kızıl mercana.

Bir gün, hatıram ufuğun ötesinde
bir yelkenli olsam da
ve anıların hafızamda demirleyen
bir gemi olsa da.

Neşeyle geleceğe yol alan
ufuktaki kızıl yoldaşlara baktığımda
heyecanla haykırmaya başlayacak kuşluk vakti.
O dehşetengiz ve beyaz serinkanlı kötüler
Şaşkın bir gece gibi arkası ardın dönecekler.

İşte o an, dört duvarın arasında
yorgun şair,
şarkıcısı olacaksın kainatın
ve sen kara bahtlı, ince ruhlu, dertli şair
güçlü şairi olacaksın halkın.



--------------------------------------------------------------------------------

Veda Şarkısı

1.
Veda şarkımı bırakıyorum sana
kayalıklarda kalmış yelkenli

2.
Kayalar dünyasında değişken köklerimin altında
tohumlanan ölüm kanımda uzaklarda…
Issızlık, duvarlarda açan özlem çiçeği
ıssızlık, yeryüzünde kendimi vermiş faniliğim

3.
Heybemde yüreğinin tadını
omuzlamak istemiştim,
havada çizilmiş kesin eğrilerde kaldı,
yalanlar gibi yiğitliğini umudumun.

Bir gezgin yalnızlığıyla gidiyorum
uzun yollar gibi anılarından.
Havadaki kesin eğrilerle bana döndü
kaderine bir işaret koyan pusula.

Bütün işlerim bittiğinde,
bakışlarında canlanmaya gelirim.
Geleceğimi kaderine yol yaparak
gülümseyen bir parça olmak için.

Birbirine eklenen zincir halkalarına benzer
anılarından elvedalarla gidişim
uzun yollar gibi zamanın akışında.

4.
Dimdik düşmüşken yola,
yorulmuş bir anı gibi geçmişi olmadan izlemekten beni,
ve unutulmuş yol köşesinde bir ağaçta.

İçimde o gezginin acısıyla devam edeceğim yola
yol kenarındaki taşlarda parçalanıp ölünceye dek
gülümseyerek gideceğim anılarından uzaklara.

Matadorun pelerinindeki büyülü güç
bana dönüp bakmaktaydı.
alıkoydu beni çıkarlarım için kaygı duymaktan
ve çizgim kaybettikçe, eğri halini aldı.

Beni isteksizce davet etmeni
görmemek için bakamıyordum sana
mutluluğumun pembeye boyalı matadoru.

alacakaranlıkta bir çana benzer
dümdüz yayılan çayırım (kıtam)
tatlı ve silinmez
sevecen elleriyle deniz seslenirken bana

5.
Kara bir mikroskopu gösteren bilim,
bir sicil memuresi karşısındaki kuruntulu bir doktoru andırır
Sanat… diye ortaya çıkan her şey
bir Leica’nın verimsiz mekaniğidir.
Acılar ve kaygılarla içinde bir yerli (ve tabii özlemle
yitenin dönüşüne arzu duyan gönlünde),
coca, alkol ve açlığın ahmakça gülümsemesi.

Ü ç kuruşa satılan cinsellik
-Amerika’da kelepir-
boş çarşaflarda önemsenmez bir anı
bıraktın beni Guetamala
bağrımda derin bir yarayla
ve kahreden bir hıçkırığın gizemli duygusudur
emmek ya da emzirmek için acılarını
bir kadını bulmak
uyanan insanların çığlığıdır
kederleri tek tek birleştiren o bağ.

6.
İşte bugün titreyen ellerimle
prizmamı meçhul bir kayıta koyuyorum .

Ağacın olgunluğuna zarar vermeden
toplanmış meyvenin garip tadıyla.
Çağırışını anlayamıyorum bazen
yaşlı, tuhaf kanatlanmış kulemden,
amma günler var kimi cinselliğin uyandığını duyuyor
bir öpücük kadar dinlenmeye gidiyorum kadınıma
böylece beni dost diye çağırmayanın
hiçbir zaman ruhunu öpemeyeceğimi anlıyorum.

Biliyorum ki ak pak değerlerin kokusudur
beynimi verimli kanatlarla dolduracak

Hayata geçmesi imkansız
fikirler taşımak gibi zevkleri bırakmalıyım, biliyorum.

Biliyorum ki ölesiye savaşacağımız gün
halk çocukları omuz verecek bana
halkın uğruna savaştığı amacın zaferini
eğer göremezsem
bu fikri en uzak geleceğe taşımak için
verdiğim mücadeledendir
eski kabuğun tüylerini yolarken
doğan umut kadar kesin biliyorum bunları.



--------------------------------------------------------------------------------

Öleceksin Yaşlı Maria

Öleceksin yaşlı Maria
doğruları söylemem lazım sana,
acılarla dizili bir tespih gibi hayatın
bir seveni, sağlığı yada parası olmayan
yalnız açlık olan paylaşılacak
beklentilerini konuşacaktım seninle
üç ayrı beklentini
kızının durumunu bile bilmeden.

Bir çocuğunkine benzeyen erkek ellerini
avuçlarına koy, sarı sabunla cilalanmış olan avuçlarına
uysal doktor ellerimin sıkılganlığında ov
saf parmaklarının sert nasırlarını.

Proleter büyükanneni dinlerken,
inan gelen adama,
hiçbir zaman göremeyeceğin geleceğe
ya da ömrün boyunca
boş yere dua ettiğin amansız tanrıya
ölümden talep etme merhametli olmasını
karanlık iltifatların boylanması için
gökler sağır ve karanlıklar sunar sana

her fırsatı sunacağım sana
alacağın Kızıl intikam için
sahiplendiğimiz ideallerin sonsuz doğruluğu
torunlarınca yaşanacak
huzurla öl yaşlı savaşçı.

Öleceksin yaşlı Maria
sana yapılan otuz kefen tasarımı
gülümseyecek seni yolcu ederken
gideceğin zaman uzaklara.

Öleceksin yaşlı Maria
suskun kalacak odanın duvarları
astımla kolkola gelince gelince ölüm
ve boğazına dizilince sevdaları.

Bronzdan yapılan şu üç şefkat
(tek kaynak geceni aydınlatan)
açlığa bürünmüş üç torun
yığılı parmaklarının arasında
her zaman sıcak bir gülümseme buldukları yerde
hepsi bu kadar yaşlı Maria.

Doğruları söylemem lazım sana,
acılarla dizili bir tespih gibi hayatın
bir seveni, sıhhati yada parası olmayan
yalnız açlık olan paylaşılacak
mutsuzdu hayatın yaşlı Maria.

Daimi istirahatın fermanını gelip
buladığında göz bebeklerini acıyla
sonsuz kölelikteki ellerin
son saf okşayışı kavradığı vakit
onları düşünüp… ağlayacaksın.

Yaşlı zavallı Maria
-hayır sakın yapma!
ömrün boyunca o uyuşuk tanrıya yalvarma
bağlama umutlarını ona
ya da ölürken merhamet dileme
hayatın vahşi bir açlıkğa bünümüştü
sonunda astımla örtündü.

Ama sana haykırmak isterim
alçak fakat cesur sesiyle umutlarımın
kızıl ve kudretli olanıyla intikamların
ideallerimin doğruluğuyla
yemin ederim sana.

Bir çocuğunkine benzeyen erkek ellerini
avuçlarına koy, sarı sabunla cilalanmış olan avuçlarına
uysal doktor ellerimin sıkılganlığında ov
saf parmaklarının sert nasırlarını.

Huzur içinde yat yaşlı Maria
huzur içinde yat yaşlı savaşçı
torunların yaşayacak safağı
YEMİN EDERİM Kİ…


BİR MASAL 16.09.2008 12:05:15

Che; ÖRNEK DEVRİMCİNİN ÖRNEK YAŞAMI

14.7.1928: Che Guevara, Rosario de la Fe’de dünyaya gelir.

1930 Mayıs: Che ilk astım nöbetini geçirir. Nöbet, Ernesto’nun henüz 15 günlükken yakalanmış olduğu zatürrenin kalıntısı olan bir akciğer zafiyetinin belirtisidir.

1935: Eğitim Bakanı, ailesine yazdığı bir yazıyla, yedi yaşına gelmiş olan Ernesto’nun neden okula gitmediğini soruşturur. Ernesto astımı yüzünden okula gidememiştir. Birinci yılda kendisini annesi eğitir. İkinci ve üçüncü sınıflara, düzenli olarak gidebilen Ernesto’ya altıncı sınıfa dek yine kardeşleri ve annesi ders verir. Son öğretim yılında Cordoba’daki Colegio Nacional Dean Funes’e gider, yakasını bir türlü bırakmayan hastalıkla mücadele etmek için futbol ve rugbi oynar.

1937: Babası Altagracia’da, İspanyol Cumhuriyeti’ni desteklemek üzere bir komite kurar.

1943: Gençliği Peronculuğun ateşli günlerine rastlar. Cordoba’da öğrenciler greve giderler. Okul arkadaşının kardeşi, bir gösteri sırasında tutuklanıp Cordoba Emniyet Müdürlüğü’ne götürülür. Ernesto, ağabeyini ziyaret eden arkadaşına eşlik eder.

1945 Mart: Ernesto tıp öğrenimine başlar.

11.4.1953: Nöroloji konusunda verdiği son sınavın ardından alerjiler üzerine yaptığı bir çalışmayla Buenos Aires Tıp Fakültesi’nden doktor ünvanını elde eder.

1953 Temmuz: Bir arkadaşıyla birlikte Latin Amerika yolculuğuna çıkar. Yolculuğunun ilk durağı olan Bolivya’da bir halk ayaklanması reformcu Paz Estenssoro’yu iktidara getirmiştir. Guevara durumu şu sözlerle değerlendirir: “Yerlilere bite karşı DDT verecekler; ama bu, bitin nedenine ilişkin daha özsel sorunu çözmeyecek”

1953 Aralık: Ernesto Guatemala’ya vardığında yanında, Arbenz hükümetinin üyelerinden Juan Angel Nunez’e hitaben yazılmış bir tavsiye mektubu vardır. Bu ilişki sayesinde, bu ülkede, sürgün olarak yaşayan Perulu Hilda Gaedea ile tanışır ve birkaç ay sonra evlenir. Hilda’nın aracılığıyla, Moncada Kışlası saldırısının ardından Guatemala’ya gelmiş olan Kübalı sığınmacılarla bağ kurar.

28.12.1953: “Siete” dergisinin 45. sayısında bazı bilimsel makaleleri yayımlanır.

1954 Şubat: Guatemala Komünist Partisi’ne girer; sendika hekimi olarak çalışır.

20.6.1954: Annesine yazdığı coşku dolu bir mektupta, United Fruit’in savaş açmış olduğu, Albay Arbenz’in demokratik cumhuriyetini bekleyen tehlikelerden söz eder. Paralı askerler, Honduras’dan ülkeye girerler; başkent bombalanır.

4.7.1954: Castillo Armas’ın askeri darbesi, Guatemala’daki durumu tersine çevirmiştir. Kübalı ve Guatemalalı dostlarının, kendisinin de kalmakta olduğu Arjantin Büyükelçiliği’ne sığınmalarına yardımcı olur. Dostları güvenliğe kavuşunca, trenle Meksika’ya gitmeyi planlamaktadır.

1954 Eylül sonu: Meksika’nın başkenti Mexico’dadır.

1955 Mayıs: Bir hastanenin kardiyoloji ve alerji bölümünde çalışmaktadır. 26 Temmuz Hareketi’nden Kübalı sığınmacılarla yeniden ilişki kurar. Raul Castro, birkaç hafta sonra da Fidel Castro Meksika’ya gelir.

1955 Temmuz/Ağustos: Maria Antonia Gonzales de Paloma’nın evinde Che Guevara Fidel Castro ile tanıştırılır. Bütün geceyi, tartışarak geçirirler; sabahleyin Fidel Castro, kendisini Küba’nın kurtuluşu seferine hekim olarak katılmaya ikna eder.

20.7.1955: Annesine yazdığı bir mektupta 16 Haziran tarihli Peron karşıtı darbeden sonra Arjantin’deki durumu tahlil eder. Guevara, Peronculuğun uluslararası tutumunu, nesnel olarak ABD karşıtı biçiminde değerlendirir.

24.9.1955: Annesine yazdığı ve Peron’un devrilişinin Latin Amerika üzerindeki etkilerinden söz ettiği bir mektupta, Hilda Gadea ile evlendiğini ve bir çocuk beklediklerini de haber verir.

1956 Ocak: Annesine, çocuğun Şubat’ın son haftasında dünyaya geleceğini, Mart’tan sonra da hayatı konusunda karar vereceğini yazar.

1956 Şubat: Mexico yakınlarındaki Los Gamitos poligonunda atış talimlerine başlar.

1956 İlkbaharı: Atış talimleri Chalco kentinin yakınındaki Santa Rosa Çiftliği’nde sürer. Yönetici İspanyol Cumhuriyeti ordusunun eski generallerinden Alberto Bayo’dur.

1956 Mart: Annesine yazdığı mektupta kızı Hildita’nın doğumunu haber verir.

20.6.1956: Fidel Castro ve daha bir dizi Kübalı devrimciyle birlikte tutuklanır.

10.7.1956: Ailesinin hapishaneden aldığı bir mektupta Ernesto, hekimliği bırakıp Kübalı devrimcilere katıldığını açıklar.

31.7.1956: Bir hafta önce salıverilen Fidel Castro’dan sonra Guevara da serbest bırakılır.

24.11.1956: “Granma”ya binmeden az önce annesine yazar.

24/25.11.1956: Gecenin ikisinde, ışıkları söndürülmüş “Granma”, Tuxpan’dan denize açılır. Hava son derece kötüdür; gemide tam 82 insan, silahlar ve erzak bulunmaktadır. Bu 82 kişiden 20’si, Moncada Kışlası baskınına katılmıştır; dördü Kübalı değildir; Arjantinli hekim Che Guevara, İtalyan Gino Dore, Meksikalı Guillen ve Dominikli pilot Ramon Meyas.

2.12.1956: Gün doğarken gemi Los Colorados kumsalında karaya oturur. Gemidekiler, kendilerini kıyıya atıp sık bitki örtüsü içinde, kendilerine makinalı tüfeklerle ateş açan savaş uçaklarından korunmaya çalışırlar. “Granma”nın varışı gözlenmiştir. Che, sonraları bu sahneyi: “Karaya çıkmadık, karaya oturduk” diye betimleyecektir.

5.12.1956: Yola çıktıktan on gün sonra bir gece yürüyüşünün ardından şafak vakti Algeria del Pio’ya ulaşırlar. Burada sabah saat 4.00’te saldırıya uğrayarak, ağır kayıplar verirler. Che de yaralanır.

17.1.1957: Sabah saat 2.40’ta Fidel Castro’nun yönetimindeki 22 kişi, La Plata’daki deniz kuvvetleri kışlasına saldırır. Bu ilk zaferleridir.

1957 Haziran: Ernesto Guevara’nın komutasındaki “Cuarta Columna” (Dördüncü Kol), El Hombrito dolayındaki Sierra Maestra Centrale’de savaşmaktadır.

10.9.1957: Pino del Agua’daki savaşı kazanırlar.

6.12.1957: Alto de Conrado çevresindeki savaşta topuğundan yaralanır.

24.2.1958: Sierra’da “Radio Rebelde” vericisi, Guevara’nın yönetimi altında yayımlarına başlar. Bu girişim, bir yıl önce kurulan ve yöneticiliğini yine Che’nin yaptığı aylık “El Cubano Libre” dergisinin yayımlanışını izlemektedir.

1958 Ağustos: Castro genel karargahını Le Plata’da kurar. Guevara, 8. “Ciro Redondo” Kolunun komutanlığına getirilir; kendisine verilen stratejik görev, adayı ortasından ikiye bölmektir. 148 erkek ve kadından oluşan 8. Kolun elinde 6 makinalı tüfek, çok sayıda tüfek, bir de bazuka bulunmaktadır.

16.12.1958: Rio Falcon üzerindeki köprüyü havaya uçuran Che, böylece Las Villas ilinin merkezi Santa Clara’ya ana yolu keserek ili tecrit eder. Che’nin Kolu değişik yerlerde Batista birliklerine saldırır; o arada Fomento’da 100 tüfeği ganimet olarak ele geçirir.

21.12.1958: Cabaiguan ve Guayos kentlerine eş zamanlı ve başarılı saldırılar.

30.12.1958: Comandante Che Guevara, Santa Clara’da Batista’ya karşı verilen meydan savaşını kazanarak diktatörü kaçmaya zorlar. Çatışmalar sırasında Ernesto sol kolundan yara alır.

2.1.1959: Che ile Cienfuegos La Habana’ya girerken Fidel, Santiago de Cuba’ya ulaşır.

2.6.1959: Yeni Devlet Konseyi Che’yi Küba yurttaşlığına kabul eder.

2.6.1959: Escambray dağlarındaki bütün savaşlarda yanında yer almış olan Aleida March ile evlenir. Ondan üç çocuğu olur.

13.6.1959: Küba elçisi olarak, Afrika ve Asya’nın çeşitli ülkeleriyle iktisadi ilişkiler kurmak üzere çıktığı gezide Mısır, Japonya, Seylan, Pakistan, Sudan, Fas ve Yugoslavya’ya uğrar.

1959 Ekim: Yurda dönüşünde Tarımın Sanayileştirilmesi Dairesi’nin (INRA) müdürlüğüne atanır.

1959 Kasım: Merkez Bankası Başkanlığı’na getirilir.

23.2.1961: Sanayi Bakanlığı’na atanır. O günlerde şöyle yazar: “Komünizm yeni bir insanın yaratılmasına yol açmazsa en ufak bir anlamı olmaz.”

1961 Ağustos: Paraguay’ın Punta del Este kentinde düzenlenen birinci Amerikalararası Ekonomik ve Sosyal Konferansı’nda (CIES) Küba heyetinin başında yer alır. Konuşmasında paralı askerlerin Nisan ayında Domuzlar Körfezi’ne yapmış oldukları çıkarmayla alay eder. Esirlere karşılık traktör ister ve kıta devrimi fikrini geliştirir.

9.12.1964: New York’ta Birleşmiş Milletler genel kurulunda konuşur. “Gerekli gördüğüm anda bu Latin Amerika ülkelerinin birisinin özgürlüğü için, karşılığında kimseden hiçbir şey talep etmeden tereddütsüzce hayatımı veririm...”

24.12.1965: Cezayir’de Afrika-Asya Dayanışma Örgütü’nün İkinci İktisat seminerine katılır. Konuşmasında, iktisadi anlaşmaları kötüye kullanmakla suçladığı SSCB’yi eleştirir.

1965 Mart: Kamu hayatından çekilir; askeri danışman olarak Afrika’ya gider.

3.10.1965: Fidel Castro Che’nin veda mektubunu kamuoyuna açıklar: “...Bu dünyanın başka ülkelerinin benim sınırlı gücümün desteğine ihtiyaçları var. Küba’daki hükümet sorumluluğunun sana yaptırmadığı işi ben yapabilirim.”

3.11.1966: Guevara, Adolfo Mena Gonzales sahte adıyla Bolivya’ya gider. Kavga adı Ramon’dur.

6.11.1966: Bolivya’da Nancahuazu’daki gerilla üssüne ulaşır.

23.3.1967: Bolivya birlikleriyle ilk silahlı çatışma.

17.4.1967: La Habana’da düzenlenen Tricontinentale toplantısında Osnamy Cienfuegos Che’nin veda mesajını okur.

29.9.1967: Amerikan haber ajansı AP, askeri kaynaklara dayanarak Bolivya ordusunun 1500 kişiyle Che’nin peşine düştüğünü bildirir.

8.10.1967: Che’nin grubu, yüzlerce asker tarafından El Yuro vadisinde kuşatılır. Bacaklarından yaralanan Che tutsak alınır. Higueras’taki okul binasına götürülüp sorgulanır. Sorulara cevap vermez. Yaraları tedavi edilmez.

9.10.1967: Che saat 13.10’da makinalı tüfek ateşiyle kurşuna dizilir. Fail Astsubay Mario Teran’dır ve Bolivya Devlet Başkanı Rene Barientos’un doğrudan emriyle hareket etmiştir. Comandante Ernesto Che Guevara’nın cesedi, bir av ganimetiymişçesine teşhir edilir. Bolivyalı bir subay, kalbinden aldığı öldürücü makinalı tüfek yarasını gösterir. Che, korkutucu propaganda etkisi yaratmak amacıyla, bütün geleneklere aykırı olarak, gözleri kapatılmadan gömülür.

18.10.1967: Fidel Castro, Küba televizyonundan Che Guevara’nın ölümünü yeniden açıklar.

BİR MASAL 16.09.2008 12:08:04

Che’nin çocuklarına veda mektubu

Sevgili Hildacık, Aleidacık, Camilo, Celia ve Ernesto

Eğer bu mektubu okumanız gerekirse bu, sizlerin arasında olmadığımdan olacaktır. Beni zar zor hatırlayacaksınız, en küçükleriniz ise hiç hatırlamayacaktır. Babanız düşündüğü gibi hareket eden bir adamdı ve kesinlikle inançlarına bağlıydı.

İyi bir devrimci olarak yetişin. Doğaya egemen olmayı olanak kılan tekniğe egemen olmak için çok çalışın. Devrimin önemli olduğunu ve bizlerin yalnız başımıza hiçbir değerimizin olmadığı hatırda tutun. Herşeyden önce de dünyanın herhangi bir yerinde hehangi bir kişiye karşı yapılan herhangi bir haksızlığı daima yüreğinizin en derin yerinde hissedebilin. Bu, bir devrimcinin en güzel niteliğidir. Sizi ufaklıklar, hep görmeyi umuyor ve kocaman kucaklıyorum.

Babanız



--------------------------------------------------------------------------------

Che’nin Fidel’e veda mektubu


Fidel,

Dünyanın başka ülkeleri benim mütevazi çabalarımın yardımını istiyor. Ben senin Küba’ya olan sorumluluğunun sana imkan vermediği şeyi yapabilirim. Ayrılmamızın zamanı geldi.

Bunu acı ve sevincin karışımıyla yaptığım bilinsin; burada benim kurucu umutlarımın en safını ve sevdiklerim arasında en sevgili olanı bırakıyorum ve beni evladı gibi kabul eden bir halkı bırakıyorum. Bu, benim ruhumdan bir parça koparmaktır. Yeni savaş alanlarında bana vermiş olduğun inancı, halkımın devrimci ruhunu, görevlerin en kutsalı olan nerde olursa olsun emperyalizme karşı mücadele etme görevini yerine getirme duygusunu taşıyacağım.

Başka gökler altında son saatim geldiğinde benim son düşüncem bu halk ve özellikle sen olacaksın. Öğrettiklerin için ve eylemlerimin en son sonuçlarına dek sadık olmaya çalışacağım, örneğin için sana teşekkür ettiğimi, Devrimimizin dış politikası ile her zaman özdeşleştiğimi ve buna devam edeceğimi, sonumun geldiği herhangi bir yerde Kübalı devrimci olmanın sorumluluğunu duyacağımı ve öyle davranacağımı, çocuklarıma ve karıma maddi hiçbir şey bırakmadığımı ve bundan üzüntü duymadığımı, aksine sevindiğimi, onlar için hiçbir şey istemediğimi çünkü devletin onlara yaşama ve eğitim görmeleri için gereken her şeyi vereceğini biliyorum.

Her zaman zafere kadar!

Ya vatan ya ölüm!


--------------------------------------------------------------------------------

Che’nin Ailesine Veda Mektubu

Sevgili Canlar,

Bir kez daha bacaklarımın arasında Rocinante’nin kemikleri fırlamış sağrılarını hissetmeye başladım. Yine elde kalkan, yollara düşüyorum.

Yaklaşık on yıl kadar önce, size yine böyle bir veda mektubu yazmıştım. Hatırladığımca, daha iyi bir asker, daha iyi bir doktor olamamaktan yakınmıştım. Artık doktorlukla ilgilenmiyorum, ama öyle kötü bir asker değilim artık.

Çok daha bilinçli olmanın dışında, hiçbir şey değişmedi özünde; Marksizm anlayışım derinleşti ve netleşti. Özgürlük adına savaşanlar için tek çözüm yolunun silahlı mücadele olduğuna inanıyorum ve bu inanca uygun olarak davranıyorum.

Çokları bana maceracı diyecek, evet öyleyim -ama farklı bir türden- inançlarını doğrulamak için postunu tehlikeye atan türden...

Belki de bu benim son mektubum olacak.

Ölmeye niyetim yok ama, mantıklı ihtimaller arasında bu da var.

Öyle olursa, son kez kucaklarım sizleri.

Sizleri çok sevdim, yalnız bu sevgiyi nasıl ifade edeceğimi bilemedim; aşırı bir katılıkla kendi yöntemlerime bağlı kaldım, ve bazı kereler beni anlayamadığınızı sanıyorum. Beni anlamak kolay değildi, ama salt bugünlük olsun bana inanın.

Bir sanatçının dikkatiyle eksiklerini giderdiğim iradem taşıyacak artık sallanan bacaklarımı ve tükenmiş ciğerlerimi. Bunu yapacağım.

Arada bir düşünün yirminci yüzyılın şu fedaisini. Celia’yı, Roberto’yu, Juan Martin’i, Pototin’i, Beatriz’i, herkesi öperim.

Ve isyankâr, başıboş oğlunuz sizleri kucaklar.

Ernesto


BİR MASAL 16.09.2008 12:41:23

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

BİR MASAL 16.09.2008 13:25:59

AİLE GEÇMİŞİ ve GENÇLİĞİ


Ernesto Guevara de la Serna İspanyol ve İrlanda asıllı bir ailenin beş çocuğunun en büyüğü olarak Arjantin’in Rosario şehrinde dünyaya gelmiştir. Annesinin ve babasının soyu Basklara dayanır. Doğum belgesinde doğum tarihi olarak 14 Haziran 1928 görünmesine karşılık bazı kaynaklarda aynı yılın 14 Mayıs günü doğduğu belirtilmektedir. Guevara'nın atalarından Patrick Lynch 1715 yılında İrlanda’da Galway’de doğmuştur. İrlanda’yı terkedip İspanya’nın Bilbao şehrine, oradan da Arjantin’e gitmiştir.

Guevara'nın büyük büyükbabası Francisco Lynch 1817’de, büyükannesi Ana Lynch 1868’de doğmuştur.Ana Lynch’in oğlu ve Che'nin babası Ernesto Guevara Lynch 1900’de doğmuştur. Guevara Lynch 1927’de Celia de la Serna y Llosa ile evlenmiş ve üç erkek, iki kız çocukları olmuştur.Guevara, çocukluğunda, bu sol eğilimli üst sınıf ailede bile dinamik kişiliği ve radikal görüşleriyle bilinirdi. Her ne kadar yaşamı boyunca onu etkileyecek olan astım krizlerinden ıstırap çekse de mükemmel bir atlet olmuştur. Bu engeline rağmen hevesli bir rugby oyuncusuydu ve ‘’Fuser’’ ( aşırı saldırgan oyun tarzı nedeniyle azgın, kudurmuş anlamına gelen ‘’El Furibundo’’ sözcüğü ile annesinin soyadı olan ‘’Serna’’dan oluşturulmuş bir takma isim) lakabıyla anılmaktaydı.

Guevara babasından satranç öğrendikten sonra 12 yaşından itibaren yöresel turnuvalara katılmaya başladı.Ergenlik döneminde şiire, özellikle de Pablo Neruda’nın şiirlerine merak saldı.Guevara, Latin Amerika’da kendi sınıfında yaygın olduğu üzere yaşamı boyunca şiir yazdı. Pek çok konuya meraklı, hevesli bir okuyucuydu, ilgilendiği kitaplar Jack London ve Jules Verne’in macera klasiklerinden Sigmund Freud’un cinsellik üzerine denemelerine ve Bertrand Russell’ın toplum felsefesi üzerine tezlerine kadar giden bir çeşitlilik gösteriyordu. Ergenliğinin son dönemlerinde fotoğrafçılığa merak saldı ve vaktinin önemli kısmında insanları, gittiği yerleri ve sonraları da arkeolojik alanları fotoğrafladı.

Guevara, tıp öğrenimi için 1948’de Buenos Aires Üniversitesi’ne girdi. Kesintili öğrenim hayatını Mart 1953’te tıp öğrenimini bitirip aynı yılın 12 Haziran’ında diplomasını alarak noktaladı.ca Latin Amerika’da uzun yolculuklara çıktı. 1951 yılında eski arkadaşı biyokimyager Alberto Granado, yıllardır konuştukları Güney Amerika seyahati için tıp eğitimine bir yıl ara vermesini önerdi. Kısa süre sonra, ‘’La Poderosa II’’ (Güçlü II) adını verdikleri 500 cc.lik 1939 model Norton marka motosikletle Alta Gracia’dan yola çıktılar. Peru’da Amazon Nehri kıyısındaki San Pablo cüzzam kolonisinde gönüllü olarak birkaç hafta geçirmeyi düşünüyorlardı. Guevara'nın bu yolculuğu anlattığı seyahat notları “Notas de viaje’’ 2004 yılında “Diarios de motocicleta” (Motosiklet Günlükleri) adıyla sinemaya uyarlanmıştır.

Bu yolculuk sırasında kitlelerin yoksulluğunu, baskıyı ve güçsüzlükleri yakından gözlemleyen ve Marksizm’den etkilenen Guevara, Latin Amerika’daki ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin tek çözümünün devrim olduğu sonucuna vardı. Yolculukları, Latin Amerika’ya ayrı uluslardan oluşan bir karma yapı olarak değil de kurtuluşu ancak kıta çapında bir strateji ile olabilecek tek bir vücut olarak bakmasını sağladı. Sınırları olmayan ve tek bir ‘’mestizo’’ (Avrupalı ve yerli melezi) kültür ile bağlanmış birleşik İber-Amerika kurabilmeyi hayal etmeye başladı. Bu düşünce, sonraki devrimci eylemlerinde öne çıkacaktı. Arjantin’e döner dönmez, Güney ve Orta Amerika’da kaldığı yerden gezilerine devam edebilmek için tıp öğrenimini hızla bitirdi.

BİR MASAL 16.09.2008 13:42:08

YAKALANIŞI ve ÖLDÜRÜLMESİ


Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın Bir muhbir Guevara'nın gerilla kampının yerini Bolivya Özel Harekât Birliği'ne bildirdi. 8 Ekim'de kamp kuşatıldı ve Guevara Simeón Cuba Sarabia ile birlikte Quebrada del Yuro kanyonunda devriye gezerken yakalandı. Ayaklarından yaralandıktan ve silahı bir mermiyle harap edildikten sonra teslim oldu. (Tabancasında açıklanamaz bir şekilde şarjör bulunmuyordu.) Yakalandığı sırada orada bulunan askerlerin bazılarına göre Guevara bağırarak "Ateş etmeyin! Ben Che Guevara'yım ve canlı olarak daha değerliyim" demiştir.

Barrientos, Guevara'nın yakalandığını öğrenir öğrenmez hemen öldürülmesini emretmiştir. Guevara yakın bir köy olan La Higuera'daki köhne bir okula götürülmüş ve geceyi orada geçirmiş, ertesi gün öğleden sonra öldürülmüştür. Celladı, Bolivya ordusunda çavuş olan ve Guevara'yı vurması kura sonucu saptanan Mario Terán'dır. Che Guevara'nın son sözleri şöyle olmuştur: "Buraya beni öldürmeye geldiğini biliyorum. Vur beni korkak, yalnızca bir adam öldürmüş olacaksın." Bazı kaynaklar çavuş Mario Terán'ın infaz esnasında aşırı heyecanlanması nedeniyle bilinçli bir şekilde ateş edemediğini ve Che'yi sadece yaraladığını, onu öldüren merminin kim tarafından ateşlendiğinin bilinmediğini belirtirler. Çarpışmada öldüğü izlenimi vermek ve yüzünden isabet almayarak tanınmasını kolaylaştırmak için ayaklarına defalarca ateş edilmiştir. Cesedi bir helikopterin iniş takımlarına sıkıca bağlanmış ve yakınlardaki Vallegrande'ye götürülmüştür. Buradaki bir hastanede cesedi bir küvetin içinde basına gösterilmiştir. Bu sırada çekilen fotoğraflar San Ernesto de La Higuera ve El Cristo de Vallegrande (Vallegrande İsası)nın doğmasına sebep olmuştur. Askerî bir doktor tarafından elleri kesildikten sonra Bolivya Ordusu subayları tarafından bilinmeyen bir yere götürülmüş, cesedinin gömüldüğü mü yakıldığı mı sorusu cevapsız kalmıştır.

Guevara'yı Bolivya'da takip etmekten sorumlu olan, Félix Rodríguez adındaki CIA ajanıydı. Bu ajan daha önce Escambray Dağları'ndaki isyancılarla ve Havana'daki Castro karşıtı gizli gruplarla bağlantı kurmak için Domuzlar Körfezi istilası öncesi gizlice Küba'ya sızmış, istiladan sonra da başarılı bir şekilde geri çıkarılmıştı. Guevara'nın yakalanışını duyan Rodríguez, değişik Güney Amerika ülkelerindeki CIA istasyonları yoluyla Langley, Virjinya'daki CIA merkezine bu bilgiyi iletmiştir. Rodríguez Guevara'nın Rolex saati ve başka bazı kişisel eşyasını almış ve sonraki yıllarda bunları röportaj yaptığı gazetecilere gururla göstermiştir. İçlerinde el feneri de bulunan bu eşyalardan bir kısmı CIA'de sergilenmektedir.

Gerillalar ile bağlantılı bir başka olay da Régis Debray'nin tutuklanması ve duruşmasıdır. Nisan 1967'de hükümet güçleri, Ecole Normale Supérieure 'de Marksist filozof Louis Althusser'den ders almış olan ve Havana Üniversitesi'nde felsefe profesörlüğü yapan genç Fransız vatandaşı Debray'yi yakalar ve gerillalarla işbirliği yapmakla suçlar. Debray muhabir olarak çalıştığını ve iki yıl önce gizemli bir şekilde ortadan kaybolan Gueavara'nın gerillalara liderlik ettiğini söyler. Uluslararası ilgi kazanan Debray'nin davası Ekim ayı başlarındaydı. Bolivya yetkilileri 11 Ekim'de Guevara'nın iki gün önce hükümet kuvvetleriyle girmiş olduğu çatışma sonucu vurularak öldüğü yolunda (yalan) açıklama yapar.

15 Ekim'de Castro, Guevara'nın öldüğünü kabul eder ve tüm Küba'da üç günlük yas ilan eder. Guevara'nın ölümü Latin Amerika'daki ve üçüncü dünya ülkelerindeki sosyalist devrimci hareketlere indirilmiş ağır bir darbe olarak kabul edilir.

1997 yılında Guevara'nın elleri olmayan cesedinden kalan kemikler Vallegrande yakınlarındaki bir uçak pistinin altından kazılarak çıkarılmış, DNA testiyle kimliği tespit edilmiş ve Küba'ya geri getirilmiştir. 17 Ekim 1997'de cesedinden kalanlar, Bolivya'daki gerilla harekâtı sırasında ölen yoldaşlarından altısıyla birlikte, 39 yıl önce Küba Devrimi'nin başarısını belirleyen savaşı kazandığı Santa Clara'da özel olarak hazırlanmış anıt mezara askerî törenle gömülmüştür.

hasanözer 16.09.2008 17:07:13

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
olaganustu bır arsıiv olmus emeklerine cok ama cooooooook saglık süper olmuş  çiçek wer çiçek wer çiçek wer

maviay-65 21.09.2008 13:32:27

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
Ölülerimiz...
Sesleri dünyamız kadar bilge.
Birazdan kalkacakmış gibi
uzanıp bir sipere
koyulaşan
Ölülerimiz...
Bakışları
Uçmaya hazırlanan bir kartal kadar çevik
vurgunum
gizleyemem.

Sen bağrımı amansızca zorlayan siyahlık
Unutma
Öldürmekten daha kuvvetlidir ölebilmek.

Nihat BEHRAM

arzu_34 17.10.2008 19:09:49

çok iyi bir devrimci bana göre hayatıyla, yaşadıklarıyla

sende çok güzel hazırlamışsın ellerine emeğine sağlık canım benim  Kiss Kiss

gülten_bacımm 21.10.2008 23:19:09

evet çok güzel hazırlamışsın ellerine yüreğine sağlık  Kiss Wink Kiss Wink

Sayfa: 1