+ Bisohbet.Com Dizifilm özetleri film fragmanları dizi film oyuncu resimleri
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
A - 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 - 22 - 23 - 24 - 25 - 26 - 27 - 28 - 29 - 30 - 31 - 32 - 33 - 24 - 35 - 36 - 37 - 38 - 39 - 40 -

Bisohbet Genel Duyuru
DUYURU  : Telif haklarini ihlal eden her turlu materyal Bisohbet'te Yayinlanamaz ve Dagitilamaz! Please Read! Legal disclaimer and notice.
Bisohbet Paylaşım Forumlarında Dizifilm, Program, Mp3, veya herhangi illegal içerikli unsur paylaşımı yapılmamaktadır. Bölümlerimizde bulunan konular tanıtım ve bilgi amaçlı olup download linkleri verilmemektedir. Telif haklarını ihlal eden bu tür paylaşım konuları uyarılmaksızın kaldırılacaktır.. Daha Fazla bilgi için lütfen Forum kurlları'nı okuyunuz!
 Önemli: Bu sitede dizifilm download film divx paylaşımı yada herhangi bir illegal ve telif haklarını ihlal eden unsurun paylaşılması yasaktır.!
  Mesajları Göster
Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 ... 452
1   Film, Dizi Film, Özetleri, Film Fragmanları, Dizi Film bölümleri, / Fantastik Filmler / [c]: Sevimli Hayaletler (1996) The Frighteners : 18 Kasım 2008, 18:24:58
tşk ederim ama link yok kardeşimm.....

malesef kurallar gereği link veremiyoruz
2   Film, Dizi Film, Özetleri, Film Fragmanları, Dizi Film bölümleri, / KurtLar Vadisi Pusu / Kurtlar Vadisi Pusunun reyting isyanı! : 15 Kasım 2008, 09:14:33
Kurtlar Vadisi Pusunun reyting isyanı!

Reytinglerde dönen dolaplar onları bile isyan ettirdi. Bakın Pana Film yöneticilileri kimi göreve çağırdı?

Ratinglerde yapılan oynama, Türkiye'nin en çok izlenen dizisinin yapımcılarını bile isyan ettirdi. Yıllardır reytinglerde 1. numaradaki yerini koruyan Kurtlar Vadisi'nin yapımcıları bile reytinglerinin bilinçli olarak az gösterildiğini savundu. "Reyting ölçümü baştan sona yanlış" diyen Pana Film yöneticileri devletin denetleme kurulunu göreve çağırdı.

İŞTE PANA FİLM'DEN YAPILAN AÇIKLAMA

RATİNGLERLE OYNUYORLAR

Yine Kurtlar Vadisi herkesten önce söyledi… Rating ölçümleri gerçekleri yansıtmıyor… Bu sistem değişmedikçe, Türkiye’nin en stratejik noktası televizyon yayıncılığı, birilerinin elinde oyuncak olmaya devam edecek…

Bu sistem ancak ve ancak tek tip insan, tek tip eğlence, tek tip dizi, tek tip yapımcı anlayışını doğurur… Kurtlar Vadisi’ni ve birkaç istisnayı saymazsak, dört büyük kanalı da, milletimizin değerlerinin ne kadar yozlaştığını anlatan bir yayın politikasına iter… Bu şartlarda “belli tür” dizi yapmazsanız, rating alamazsınız…

RATİNG ÖLÇÜM SİSTEMİ YANLIŞ

Rating ölçüm sistemi baştan sona yanlış. Bunu sadece biz değil, bu konunun uzmanları da söylüyor. Denek sayısı yetersiz, 70 milyonun beğenisi 2000 kişinin tercihine bırakılmış... Bu tercihler, denek adresleri tespit edilip ya da sızdırılıp yönlendiriliyor. (Bazı programların denekleri yönlendirdiği belgeleriyle ortaya çıkmıştı). Ayrıca, ekonomik (senede iki milyar dolarlık bir pasta), sosyal (nüfusunun yarısı 30 yaşın altında bir ülke), toplumsal yönden bu kadar önemli bir karar, 2000 kişinin sırtına yüklenir mi???

Sistemin teknolojinin gerisinde kalması, gece alınan verilerin sabah açıklanması, kısaca karanlıkta geçen uzun süre, gizli elleri sisteme sokuyor… Bu gizli eller istediklerini birinci yapıyor, “sakıncalıları” ise tırpanlıyor…

REYTİNGİMİZ BİLİNÇLİ OLARAZ AZ GÖSTERİLİYOR

Biz Pana Film olarak, sadece Kurtlar Vadisi dizisiyle değil, diğer yapımlarımızla da rating sisteminin sağlıksızlığından en büyük zarar görenlerindeniz… Kurtlar Vadisi Pusu’nun karakter isimlerinin yedi yaşından yetmiş yaşına kadar herkes tarafından bilindiği bir ülkede, gerçek ratingimiz 30’larda, share’imiz ise 65’in üstündeyken, bu rakamlar sistemli ve maksatlı olarak kağıt üstünde 20’lerde tutulmakta… Eşref Saati isimli dizimiz, yine sistemli ve maksatlı bir kıyıma tabi tutuluyor, hakikatte aldığı ratingin çok altında sonuçlar listelere yansıyor… Peki aradaki fark nereye gidiyor? Farkı, o günün ratinglerine bakınca rahatlıkla görebilirsiniz…

KİMSE MÜDAHALE ETMİYOR

Devletin yayıncı kurumu, ratinglerin yalan söylediğini söylüyor ama devletin denetleme kurumu bu duruma el koymuyor… Nedeni ise basit, kimse taşların yerinden oynamasını istemiyor, çünkü bu durumdan besleniyor…

Her türlü rekabetin yaşandığı, piyasa ekonomisinin tercih edildiği bir ülkede ratingler tekele mahkum edilmiştir. Biz, ratinglerin çoklu ölçümünden yanayız… Bu durumdan hem reklamveren, hem televizyon kanalları, hem de bizler gibi düzgün, kaliteli, ülkesinin ve insanlarının değerlerini ön planda tutanlar yarar görecektir…
3  Kültür Ve Sanat / MakaLeLer-Köşe YazıLarı / Atatürk düşmanlarının “Mustafa” hayranlığı : 15 Kasım 2008, 02:40:43
Atatürk düşmanlarının “Mustafa” hayranlığı

Mustafa Belgeseli ve saldırılar

Cumhuriyet karşıtlarının yıllardır ileri sürdükleri tezleri destekleyen Can Dündar’ın o malum filmi vizyona girdi gireli Kürt-İslamcı basının ele geçen fırsatı çok iyi değerlendirme derdi içine girdiğini yazılan yazılardan görüyor ve takip ediyoruz. Hani ortada bir malzeme yokken, hep bir ağızdan Atatürk'e sövme imkanı doğmuyor. Madem, Can Dündar, bize malzeme sağlamış, şimdi mütevazi takılmanın bir anlamı yok fırsat bu fırsat, diyerek saldırıya geçilmiş.

Saldırıya geçilmesine geçilmiş, lakin neden Can Dündar’ın böyle bir film yapma gereği duyduğu sorgulanmamış. Bir Atatürkçü, Atatürk düşmanlarını sevindirecek, Atatürkçüleri üzecek bir film yapar mı? Yapıyor işte, hele bu kişi Can Dündar isminde bir kişi ise bal gibi yapıyor. Yapmakla kalmıyor, ayrıca eleştiri getiren Atatürkçülere de cevabını yapıştırıyor. Yapılan eleştirilere cevaben: “Bu film Atatürk’e değil, onun üzerinden rant sağlayanlara zarar vermiş olabilir” diyor. Yaa, aldınız mı cevabı bay Atatürkçü bilinenden? Bir “Sarı Zeybek” yaptı diye adının önüne Atatürkçü sıfatı koyarsanız böyle bir cevap size müstehaktır!

Atatürk düşmanlarının sahiplendiği Mustafa

Ayrıca Can Dündar: “Mustafa’nın Atatürk’e zarar vermek şöyle dursun, aksine onu halkına ve genç kuşaklara daha sahici, daha samimi ve daha inandırıcı anlattığına inanıyoruz” demiş.

Yani bu zamana kadar anlatılan Atatürk, samimi ve inandırıcı değilmiş. Can Dündar bu sorunu bizim için bir filmle halletti! Allah’tan Can gibi Atatürk uzmanı var! Ya olmasaydı, Atatürk samimi ve inandırıcı olmamaya devam edecekti Allah göstermesin!

Can Dündar’ın sarf etmiş olduğu bu sözlerin bir benzerini Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarından da duyuyoruz. Bunlardan biri de vatanı bir meme uğruna satan Ahmet Altan’dır. Köşesinden Atatürk isimli yazısıyla “Mustafa” filmi tartışmalarına katılan Ahmet Altan: “Tabii ki insanlar saçmalayabilirler. Ama saçmalığı bir ideoloji haline getirip ‘ herkes bu saçmalığı tekrarlamak zorunda ‘ dediğiniz zaman sorunda başlamış demektir” diyor.

Yazısının başında film tartışmalarına girmeden Kemalizme, Atatürkçülüğe çaktırmadan “saçmalık” deme cüretinde bulunan Ahmet, belli ki yazısının sonuna doğru hakaret etme işinin dozunu arttıracak. Öyle de oluyor, tahminlerimiz doğru çıkıyor. “Atatürk bir diktatördü”, “ Katı bir adamdı”, “ Muhaliflerine karşı çok sertti”, “Çok ihtiraslıydı” gibi saçmalıklarla devam eden Altan, “Bir asker olarak kendisini çok mutlu edecek kadar büyük başarılara sahip değildi ve yaşadığı dönemde onu en çok kızdıran eleştirilerden biri ‘ bir meydan savaşını bizzat kazanmamış olduğunun’ söylenmesiydi” demiş.

Vatanı bir meme uğruna satan Ahmet’in beyninin cıvataları meme yapmış olmalı ki, hakaret ve saçmalamalarına devam ediyor. Ahmet: “Kendine ait bir kuramı, derinliğine kapsamlı bir fikir sistemi bulunmuyordu. ‘Bu Mustafa Kemal’in kendi fikriydi, daha önce hiç söylememişti’ diyebileceğiniz tek bir fikir bulamazsınız zaten” diyor.

Bu ve benzeri eleştirileriyle Atatürk’ü küçültmeye çalışan Altan’a cevap verelim.

Atatürk bir diktatördü demek insafsızca bir eleştiridir. Eğer, Atatürk diktatör olsaydı, muhaliflerine karşı çok sert davranan biri olmuş olsaydı şöyle bir şey olmazdı: Cumhuriyet dönemi Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet, kızların kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun görmediği yönündeki açıklamalarına karşılık Reşit Galip’i eleştirir. Atatürk de Esat Mehmet’i savunan sözler sarf edince, Reşit Galip Atatürk’ü kastederek, “Hatayı yapan siz de olsanız sizi de eleştiririm” sözü ile cevap vermiştir. Atatürk bu sözlere rağmen bir süre sonra Reşit Galip’i Milli Eğitim Bakanlığına atamıştır.

Eğer Atatürk’e haklı gerekçelerle muhalif olursanız her medeni insan gibi size anlayış gösterecektir. Yok eğer Hilafetin kaldırılışının ilanı öncesinde olduğu gibi 23 kişilik komisyonda dini tartışmalar nedeniyle yönergeye son halinin verilmesini engellerseniz, Atatürk’ün, “… mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu mutlaka olacaktır. Burada toplananlar, meseleyi tabii görürse, fikrimce uygun olur. Aksi takdirde yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir” demesine neden olursunuz.

Bir meydan muharebesi kazanmamakla da eleştiriyordu. Yani askeri dehasının da olmadığını iddia ediyor. Ahmet Altan’ın ilkokul çocukların kadar tarih bilgisi olmaması dolayısıyla, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nden haberi olmaması çok doğaldır.

Atatürk’ün net bir kuramı, fikri olmadığını iddia eden Ahmet, 6 Ok’un başlı başına Atatürk’ün bir kuramı olduğunu görmezlikten geliyor.

Taraf yazarları Mustafa’yı es geçemiyor

Ahmet Altan’ın yöneltmiş olduğu eleştirilerin bir benzerini Taraf gazetesi yazarı Elif Çakır da yöneltiyor. Çakır, “Mustafa Kemal’le ilgili ne yapılırsa yapılsın bir kesim tarafından sevilmeyişinin sebebi alkol kullanması falan değildir. Onun tanrılaştırmak isteyen Kemalistlerdir bunun sebebi” demiş.

Buyur buradan yak. Bu da tanrılaştırmadan bahsediyor. Suçu Kemalistlere atıyor. Bizleri Atatürk’ü tanrılaştırmakla suçluyorsunuz ama sizlerde Atatürk’ü çok basitleştiriyorsunuz. Örneğin “Böyle bir ortamda önemli bir asker olarak vazifesini yaptı, Kurtuluş savaşında da komutanlardan bir komutandı” diyor.

Atatürk komutanlardan herhangi bir komutan değildi. O her şeyden önce bir devrimciydi. Bu bile onu sıradanlıktan çıkarır. Hayatını halkının yanında tam bağımsızlığa adamış Türk milliyetçisi bir milli kurtuluşçunun, ölüm fermanı boynundayken, var olmakla olmamak arasında bir seçenekten başka bir seçeneği yoktu. Oysa sıradan bir liderin ölmeyi göze almak en son seçeneği bile değildir. O nedenle Atatürk sıradan biri değildir. Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarının göremediği gerçek de budur.

Elif Çakır ayrıca yazısında “Mustafa Kemal’in, Sultan Vahdettin’in İngilizlere verdiği listede komutanlardan biri olarak Anadolu’ya gönderildiği sabitken…” demiş.

Şeriatçılar tarafından sürekli olarak ısıtılıp ısıtılıp gündeme getirilen bir konudur. Nedir o?

Vahdettin’in güya Atatürk’e memleketi kurtarma vazifesi verdiği masalı. Sanki Atatürk’ün böyle bir düşüncesi yoktu. Demek, Vahdettin olmasa Kurtuluş Savaşı olmayacaktı!

Peki soralım Elif Çakır’a; Atatürk hakkındaki idam fermanının alkında sultan kaçıncı Vahdettin’in mührü vardır?

Taraf yazarlarından Rasim Ozan Kütahyalı ise, “Çok açık söylüyorum Dündar’a saldıranların saçma sapan Atatürk tasavvuru 20 yıl sonraki kuşaklara kalamayacak bir karikatürden ibarettir. Bugün bunu söyleyenler kendi torunlarının Mustafa Kemal’i sahici bir sevgi ve saygıyla anmalarını istiyorlarsa bu normalleşme sürecine destek vermeliler…” diyor.

Kütahyalı’ya göre Atatürk’ün devrimci, milliyetçi, tam bağımsızlıkçı olarak sunulması bir karikatürmüş, karton kahramanmış. Can Dündar Atatürk’ün bu yönlerini yontarak normalleştirmiş. O nedenle Can Dündar’a destek verilmeliymiş.

Tamam da Can Dündar’ın sunduğu bir Atatürk, Dündar’ın kendi hayalindeki Atatürk. Gerçekte öyle Atatürk yok ki normalleştirelim. Asıl normalleştirilmeyen Atatürk gerçek Atatürk’tür.

Taraf’tan sonra Nazlı sazı eline alıyor

Taraf gazetesinden başka Sabah gazetesi yazarlarından Nazlı Ilıcak da Atatürk’ü basitleştirme derdi içine giriyor. Atatürk’ün “Bizim devlet idaresinde takip edeceğimiz prensipler, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutulmamalıdır. Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz” sözüne atıfta bulunarak Atatürk’ün dinsiz bir yanı olduğu belirtilmeye gayret ediyor.

Zaten, Can Dündar’ın filminde de Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarında hilafet makamının kullanıldığı sonrasında ise hilafet makamının kaldırılarak dinin sosyal hayattan soyutlandığı izlenimi verilmeye çalışılıyor.

Hatta Atatürk’ün din ile ilgili bazı sözlerinden yola çıkılarak ateist olduğu izlenimi veriliyor. Can Dündar’ın filmine ek olarak Nazlı Ilıcak, Atatürk’ün yukarıda alıntı yapmış olduğumuz sözünün yıllar yılı halktan gizlendiğini iddia ediyor.

Oysa Atatürk, bu sözü 1 Kasım 1937’de meclis açılış konuşmasında söylüyor. Kaldı ki, Atatürk’ün en çok bilinen sözlerin biridir. Hiç de gizlenmemiştir.

Nazlı Ilıcak’ın örnek vermiş olduğu Atatürk’ün sözü aslında CHP programı ile ilgili bir söylemdir. 6 Ok’un kitap dogmalarıyla bir tutulmamasını öğütlüyor. Birçok kimse de bu gerekçe ile 6 Ok’un ilkelerinin zamanla değişebileceği, ortadan kalkabileceği anlamını çıkartmaktadır. Oysa Atatürk, bu sözü, 6 Ok’un kitap dogmalarıyla bir tutulup zamanla anlamsızlaştırılmasını önlemek için söylemiştir.

Bir Cumhuriyet klasiği

Cumhuriyet gazetesine baktığımızda gazetenin yazarlarından Işıl Özgentürk, “Mustafa” filmini beğenmiş, ona göre Can Dündar gerçekleri yansıtmış. Mustafa Kemal, Özgentürk’e göre de yalnız bir lidermiş, tıpkı diğer büyük liderler gibi. Atatürk hakkında onca eser yazılmıştır bir tanesinde bile yalnız, tek başına kaldığı yazılmaz iken böyle bir kanıya nerden varılmıştır hayret ediyoruz.

Özgentürk, Atatürk’ün kadınlara düşkün olduğunu doğrularcasına helal olsun diyor. Yakışıklı adammış kadınları mıknatıs gibi çekmesi de normalmiş. Yine Özgentürk’e göre Atatürk taktik ve strateji uzmanıymış. Dumlupınar Savaşı, Büyük Roma imparatorluğuna kuvvetli bir şamar indiren Kartacalı Anibal’ın uyguladığı bir taktiğin yeniden uygulanmasıyla kazanılmış. Kime göre? Işıl Özgetürk’e göre. Şu “Büyük Taarruz’un planları aşırmaydı” bayat tezinin kaynağının da burası olduğunu böylece öğrenmiş bulunmaktayız.

Hani biz, Cumhuriyet gazetesi yazarları gibi ecnebi bir kültür ile yetişmediğimiz için Anibal manibal bilmeyiz. Biz Turan taktiği (Kurt kapanı)’ni biliriz. Atatürk, Başkomutanlık Meydan savaşı’nda Kurt kapanı taktiği uygulamıştır.

Cumhuriyet gazetesi yazarlarına bir türlü öğretemedik şunu. Neyi? Kurtuluş Savaşı’nda gerekli yardımı Sovyet Rusya’dan değil, Sovyet Azerbaycan’dan aldık. Özgentürk’e göre Atatürk Lenin’den yardım istemiş, doğru ama sonuçta kim yardım elini uzatmış o önemlidir.

Özgentürk yazısında öyle sözler sarf ediyor ki, bu kısmı yorumsuz veriyoruz: “Allahaşkına bütün bunları anlatan bir film neden Mustafa Kemal aleyhine bir film olarak algılanıyor, ben anlamıyorum (Bizde sizi anlamıyoruz YY. ) Heykellerini mi yaptırmış, yaptırır ayrıca bunun için iyi ki, İtalyan ustaları getirtmiş, çünkü ölümünden sonra yapılan heykeller çok kötüdür. Kendisini öldürmeye kalan muhaliflerini astırır mı astırır. Arkadaşlar bu bir devrim! Mustafa Kemal bana Che’yi anımsatıyor, Che de çok idam kararı vermiştir.”

Başka zaman türksolu’nu Atatürkle Che’yi yanyana getirdikleri için eleştiri yağmuruna tutanlar, maksat Atatürk’ü karalamak oldu mu, nasıl da yanyana koyuyorlar ama?

Atatürk’ü anladığını zanneden birinin halleri...

İşte bu bir Cumhuriyet klasiğidir. Sözde Atatürkçü geçinenlere bakıyoruz aynı; Şeriatçılara bakıyoruz aynı; Kürtçülere bakıyoruz aynı. Atatürk’ü Mustafa filmiyle öğrenmeye ve anlamaya çalışıp, sonrasında ise toplumu yönlendirmeye çalışıyorlar, pes doğrusu.

YUNUS YILMAZ
4  -=- Bisohbet Ailesi -=- / Aileye Sen de Katıl.. Tanışma Bölümü / [c]: Herkese Merhaba. : 14 Kasım 2008, 00:49:04
Ailemize hoşgeldiniz keyifli paylaşımlar  Wink
5  Genel Kategori / Kutlamalar / Mutlu Yillar _turkuaz_ : 13 Kasım 2008, 07:07:24
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapınSitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapınSitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapınSitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapınSitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
6  -=- Bisohbet Ailesi -=- / Duyurular-Yenilikler / Rahat Uyu Mustafa Kemal : 10 Kasım 2008, 00:17:21
Bir 10 Kasım sabahı daha

içimiz buruk hüzünlüyüz biraz da...

Fikirlerini yüreğimizde değil Her yerde yaşatmaya yeminli gençliğin olarak

Seni gururla anıyoruz Baş Komutan

Miras bıraktığın cumhuriyet Biz nefes aldıkça emin ellerde.

Rahat Uyu Mustafa Kemal

Melekler öpsün gözlerinden...


Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
7  -=- Bisohbet Ailesi -=- / Duyurular-Yenilikler / [c]: Özgür ADSL için yapmanız gerekenler : 09 Kasım 2008, 22:46:54
hiç kullanmadığım telefona biriken sabit ücret ve gecikme zamları yüzünden 200 ytl para ödedim  Döw
bu saçmalık  Angry
8  -=- Bisohbet Ailesi -=- / Duyurular-Yenilikler / Özgür ADSL için yapmanız gerekenler : 09 Kasım 2008, 17:54:32
Özgür ADSL için yapmanız gerekenler

 
ADSL Hizmeti Satın Almak İçin Sabit Telefon Hizmeti Satın Almak Veya Sabit telefon Hizmeti Aboneliğinizi Sürdürmek Zorunda Değilsiniz.
Bunun için öncelikle aşağıdaki dilekçe örneğini doldurarak, Türk Telekom AŞ.ne iadeli taahhütlü mektup ile gönderiniz:
 
Türk Telekom AŞ. ne,
 
Halen … … … nolu sabit telefon ve ………… nolu ADSL hatlarının kullanıcısıyım.
İşbu bildirimimden itibaren 10 günlük süre içinde, kullanımımda olan … .. ... nolu sabit telefon hizmetinin sona erdirilmesini ve …… nolu ADSL. Hattı hizmetinin verilmesini telefon hattının, halen kullanmakta olduğum ……….. nolu ADSL hizmeti sürdürülmesini dilerim.
 
Ad, Soyad
İmza
 
 
 
Bu mektubun Türk Telekom’a ulaştığı tarihten itibaren 10 günlük süre içinde talebiniz yerine getirilmez ise, aşağıdaki dilekçeyi hizmeti satın aldığınız yerde, kaymakamlık binasında (illerde Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüklerinde) faaliyet gösteren Tüketici Sorunları Hakem Heyetine, ücretsiz olarak vererek başvurunuzu yapabilirsiniz:
 
   

İadeli Taahhütlü Mektup Örneğini İndirmek İçin…Tıklayın

….. Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Sayın Başkanlığı’na,
 
Halen … .. ... nolu sabit telefon ve ……… nolu ADSL hizmetinin kullanıcısıyım.
Kullanımımda olan … .. .. nolu sabit telefon hattının iptali ve ….. nolu ADSL hizmetinin verilmeye devam edilmesini içeren talebim karşı taraf Türk Telekom AŞ. ne iadeli taahhütlü mektup ile bildirilmiş ise de, talebim Türk Telekom AŞ. tarafında yerine getirilmemiştir.
 
Ekteki Nevşehir ve Kocaeli Tüketici Sorunları Hakem Heyeti ve Tüketici Mahkemesi kararları, yargılama sürecinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda verilen bilirkişi raporları ile her iki hizmetin dilediğimde ayrı ayrı satın alınabileceği ve Türk Telekom AŞ. tarafından bu dileğimin yerine getirilmesinin zorunlu olduğu yargı kararları ile sabittir.
 
Bu nedenle kullanımımda olan … .. .. nolu sabit telefon hizmetinin sona erdirilerek ……. nolu ADSL hizmetinin verilmeye devam edilmesine karar verilmesini dilerim.
 
Ad, soyad
İmza
 
 
 
Ekler:
1-     … .. .. nolu sabit telefon hizmeti ve ….. nolu ADSL hizmeti abonelğime ilişkin fatura örnekleri
2-Türk Telekom AŞ.ne gönderilen iadeli taahhütlü talebim ve alındı belgesi
3-Nevşehir ve Kocaeli Tüketici Sorunları Hakem heyeti kararları, bilirkişi raporları ve Tüketici Mahkemesi kararları.


Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Dilekçe Örneğini İndirmek İçin Tıklayın
T.C. Nevşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyle) indirmek için tıklayın.
Kocaeli TSHH ve 3. Asliye Hukuk Mahkemesi Gerekçeli Kararı indirmek için tıklayın.

9   Film, Dizi Film, Özetleri, Film Fragmanları, Dizi Film bölümleri, / Film Tanıtımları Film Fragmanları Vizyondaki Filmler / [c]: Testere 5 (Saw 5) : 07 Kasım 2008, 07:34:31
Film tanıtımını geçtik heryere koca koca fontlarla kayan duyurularla illegal paylaşım yasak dedik ama adam gelmiş halen link soruyor  Grin
10  Genel Kategori / Tartışma Platformu / Atatürk’ün Kürt politikasını yeniden canlandırmak : 04 Kasım 2008, 01:26:19
Atatürk’ün Kürt politikasını yeniden canlandırmak

Cumhuriyet tarihine ilişkin her gerçekliğe resmi ideoloji diyerek saldıran liberal ve Kürtçü çarpıtmanın son yıllarda en çok üzerine eğildiği konu Atatürk’ün Kürt politikası. Oysa Cumhuriyet’in ilanından bugüne geçen süre sadece 84 yıldır ve bu süre tarih bilimi açısından son derece kısa bir zamandır ve dolayısıyla Atatürk’ün Milli Mücadele süreci içinde nasıl bir Kürt politikası izlediğinin yanıtları tartışmaya yer vermeyecek derecede kesindir.

Buna rağmen “resmi ideoloji”yle mücadele adı altında emperyalist tezgahların önünü açmaya hizmet eden bir tür “sivil” tarihçilik ve bu sivil tarihçiliğin açtığı yoldan ilerleyen bir sivil siyaset bugün Cumhuriyet’e ait ne varsa ortadan kaldırmak için kapsamlı bir saldırıya girişmiş durumdadır. Ancak bu “sivil”liği kazıdığınızda altından emperyalizmin yüzlerce yıllık sömürgeleştirme planları çıkmaktadır.

Bu Kürtçü ve liberal tarih uydurmalarına bakılırsa Kürtler ve Türkler birlikte bir Kurtuluş Savaşı’na girişmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır. Ancak Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaşmasından hemen sonra ilan edilen Cumhuriyet Kürtlere ihanet etmiş ve Kürtlere verilen sözler tutulmamıştır. Bu andan itibaren de Kürtlerin Cumhuriyet’e karşı “meşru” haklarını savunma mücadelesi başlamıştır.

Elbette bu tarih çarpıtmasının sonuç olarak hizmet ettiği şey bugün yükselen Kürt bölücülüğünün ve PKK terörünün meşrulaştırılması ve Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırlarının parçalanarak bağımsız bir Kürt devletinin hayata geçirilmesine dayanan Sevr planının yeniden uygulanmak istenmesidir.

Atatürk’ün Kürt politikasının “Türk-Kürt kardeşliği”, “Kürtlere özerklik”, “Kurtuluş Savaşı’nda verilen ortak mücadele” zemininde tanımlanması ise bugün emperyalizmle açıkça işbirliğine giren terör örgütüne karşı devletçe ve milletçe mücadele edilmesini engellemeyi hedeflemektedir.

1925 yılında patlak veren İngiliz destekli Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra Kürtçülükle mücadele politikası en kararlı ve sert şekilde yürütülmüştür. 25 Şubat tarihli Örfi İdare Kanunu, 25 Şubat 1925 tarihli Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nda yapılan değişiklik ve 4 Mart 1925’de yapılan Takrir-i Sükun görüşmeleri, 25 Aralık 1935 tarihli Tunceli Kanunu görüşmeleri, Cumhuriyet idaresinin bu konudaki tavrını ortaya koymaktadır. Atatürk’ün kararlı tavrı sonucu, Meclis içindeki Kürtçü muhalefete rağmen bu kanun maddelerinin hepsi teker teker onaylanmış ve hemen ardından da uygulamaya konulmuştur. Atatürk’ün Kürt bölücülüğüne karşı yürüttüğü mücadele tartışmaya yer bırakmayacak derecede nettir.

Kürtler Cumhuriyet’e ihanet ediyor

Serap Yeşiltuna’nın İleri Yayınları’ndan çıkan “Atatürk ve Kürtler” isimli kitabı Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün Kürt politikasını, dönemin resmi kanun, kararname, rapor ve tutanaklarıyla ortaya koyuyor. Böylelikle Kürt sorununa çözüm adı altında Atatürk’e atfedilen pek çok uydurma teze de birincil kaynaklardan cevap veriyor. “Atatürk ve Kürtler” belgesel bir çalışma olmanın ötesinde, Atatürk’ün Milli Mücadele sürecinde özellikle Meclis içindeki Kürtçü ve liberal kesime karşı yürüttüğü mücadeleyi ve Atatürk’ün Kürt isyanlarını bastırma ve tek dil, tek millet anlayışını yerleştirme konusundaki kararlılığını ve bu yöndeki sonuç alıcı uygulamalarını da ortaya koyuyor.

Böylelikle bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını kasteden Kürt bölücülüğüne karşı takınılması gereken gerçek Atatürkçü tavrın ne olduğunu gözler önüne seriyor.

“Atatürk ve Kürtler”, Kürtçü tezlerin tam aksine olarak Kürtlerin daha ilk andan itibaren Cumhuriyet’e karşı büyük bir ihanete giriştiklerini gösteriyor. Kürtler Türklerle birlikte Kurtuluş Savaşı vermek yerine, İngilizler başta olmak üzere işgal kuvvetlerinin desteğini alarak ayaklanmış ve bağımsız bir Kürt devleti kurmak için Kuvayı Milliye hareketine karşı mücadele ederek pek çok bölgede ayaklanma çıkarmışlardır.

Koçgiri’de Kürt-Yunan ittifakı

Kürtlerin Cumhuriyet’e yönelik ilk büyük ihaneti Koçgiri İsyanı’yla başlayan ve daha sonra devam ederek sayısı 16’yı bulan Kürt isyanlarıdır. Kürt isyanları işgalci emperyalist güçlere karşı verilen mücadeleyi kesintiye uğratmışlardır.

Koçgiri İsyanı Kürtlerin Kuvayı Milliye hareketine karşı giriştikleri ilk büyük ayaklanmadır. Koçgiri İsyanı’nın en önemli yanlarından birisi de Türklere karşı ortaya çıkan Kürt-Yunan ittifakıdır. Yunan ordusu Büyük İlerleyiş’e geçmeden Kürtler Koçgiri İsyanı’nı başlatırlar. Yine Koçgiri’den sonra ortaya çıkan Şeyh Sait İsyanı da ne tesadüftür ki Türkiye’nin Musul konusunda İngilizlerle müzakerelere oturduğu döneme rastlamaktadır!

Cumhuriyet idaresinin Koçgiri İsyanı’na karşı gösterdiği tepki oldukça sert olmuştur. Ve bugün Kürtçülükle mücadelenin hangi zeminde yürütülmesi gerektiği konusundaki kafa karışıklığına net biçimde cevap vermektedir. Atatürk’ün emriyle ayaklanmanın başladığı bölgeye giden Merkez Komutanı Nurettin Paşa ayaklanmayı bastırmıştır. Ancak ayaklanmanın bastırılması Meclis içindeki büyük ayrılığın ve saflaşmanın da ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kürt isyanını bastıran Nurettin Paşa’nın kellesini isteyen milletvekillerine karşı Mustafa Kemal Meclis kürsüsüne çıkar ve Nurettin Paşa’yı savunur.

Görüldüğü üzere Mustafa Kemal sadece Kürt isyanını en sert şekilde bastırmakla kalmamış, isyanı bastıran Nurettin Paşa’yı da Meclis’teki sert muhalefete rağmen sonuna kadar savunmuştur.

Atatürk’e karşı Kürtçü muhalefet

Yeşiltuna’nın çalışmasında yer verdiği “TBMM Gizli Celse Tutanakları” incelendiğinde Atatürk’e karşı gelişen Kürtçü muhalefetin Meclis içinde nasıl bir ayrışmaya yol açtığı da bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkmaktadır. İsyanın bastırılmasından sonra TBMM’de yapılan gizli görüşmelerde Kürt milletvekilleri Nurettin Paşa şahsında Atatürk ve Cumhuriyet’e yönelik kinlerini kusma imkanı yakalamışlardır. Kürt milletvekillerine göre gerçek suçlular emperyalist devletlerin desteğiyle ayaklanan Kürtler değil, ayaklanmayı bastıran ordu ve devlet memurlarıdır.

Meclis tutanaklarına yansıyan tartışmalar dünden bugüne Kürtçü çevrelerin devletin bölücülükle mücadele azmini kırma isteklerinin temel dayanaklarının hiç değişmediğini gösteriyor. Kürt milletvekillerinin ayaklanan Kürtleri savunurken kullandıkları temel tez, devletin yürüttüğü politikanın özgürlükleri kısıtladığı ve hukuku çiğnediği yönünde olmuştur. Bugün de terör örgütünü kınamak yerine devleti suçlayan sözde aydın korosunun değişmeyen söylemi olmuştur bu özgürlük ve hukuk.

Ancak Atatürk’ün Kürt isyanlarını bastırma konusundaki kararlı ve tavizsiz tavrı hiç değişmemiştir. “Atatürk ve Kürtler”de yer verilen belgeler bugün “diyalog”, “karşılıklı uzlaşma”, “demokratik cumhuriyet” gibi Kürtçü tezlerin o günlerde Atatürk tarafından nasıl bir kenara atıldığını gösteren ve günümüzde oluşturulması gereken Kürt politikasına da emsal teşkil eden kanıtlardır. Meclis gizli celse zabıtları ve resmi kanun metinlerinden de görüleceği üzere Atatürk öncelikle Kürtçülüğe karşı alınması gereken tedbirleri Meclis içinde tartışmaya açmış ve Kürtçü tezleri Meclis içindeki tartışmalarda ezmiştir.

Koçgiri İsyanı’nın bastırılmasından sonra bu kez 1925 yılında patlak veren İngiliz destekli Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra Kürtçülükle mücadele politikası en kararlı ve sert şekilde yürütülmüştür. 25 Şubat tarihli Örfi İdare Kanunu, 25 Şubat 1925 tarihli Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nda yapılan değişiklik ve 4 Mart 1925’de yapılan Takrir-i Sükun görüşmeleri, 25 Aralık 1935 tarihli Tunceli Kanunu görüşmeleri, Cumhuriyet idaresinin bu konudaki tavrını ortaya koymaktadır. Atatürk’ün kararlı tavrı sonucu, Meclis içindeki Kürtçü muhalefete rağmen bu kanun maddelerinin hepsi teker teker onaylanmış ve hemen ardından da uygulamaya konulmuştur.

Dolayısıyla Atatürk’ün Kürt bölücülüğüne karşı yürüttüğü mücadele tartışmaya yer bırakmayacak derecede nettir.

Yeşiltuna’nın “Atatürk ve Kürtler” kitabı okunduğunda bu mücadelenin netliği daha da güçlü biçimde kanıtlanmış olmaktadır. Kitapta sunulan resmi belgelerle birlikte Atatürk’ün Kürt meselesine bakışına ilişkin pek çok spekülasyon ve çarpıtma da kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Kitabı okuduğunuzda, Cumhuriyet’in ilk yılları ile karşılaştırıldığında ortaya atılan çözümlerin Kürt meselesini çözmek için değil, daha da derinleştirmek için ortaya atıldığını da ibretle değerlendireceksiniz. Bu haliyle Yeşiltuna’nın çalışması unutturulmaya çalışılan, yok sayılan “Kürt sorununa Atatürkçü çözüm”ü de yeniden Türkiye’nin gündemine taşımaktadır.

Atatürk “Kürt sorunu”nu kabul etmedi!

Atatürk’ün Kürtçülüğe karşı yürüttüğü mücadelenin başlangıç noktası bir “Kürt sorunu” olduğunu kabul etmemesi ve Kürtçülükle hiçbir uzlaşmaya yanaşmamasıdır. Oysa İngilizler başta olmak üzere dış güçler, Cumhuriyet idaresine bir Kürt sorunu olduğunu dayatmaktadırlar. Bu kabullenişin ardından Kürt sorununu çözme isteklerinin ve elbette Batının Sevr’deki özlemlerinin gündeme geleceğini iyi bilmektedir Mustafa Kemal. Oysa bugün Kürt sorunu terimini ya da Kürt kimliğini kabul ederek Kürtçülükle mücadele edebileceğini sananlar çıkmaktadır. Bir kısım Atatürkçü ise kültürel ve demokratik haklar ilerletilirse Kürtçülüğün kan kaybedeceğini sanmaktadır. Ancak Atatürk daha o yıllarda Kürt bölücülüğüne hiçbir fırsat tanınmaması gerektiğini bilmekte ve ona göre hareket etmektedir.

Atatürk’ün Medeni Bilgiler kitabına koydurduğu şu sözler Atatürk’ün Kürt meselesine bakışını oldukça net biçimde ortaya koyar:

“Bugünkü Türk milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkeslik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış mevsimler birkaç düşman aleti, mürteci beyinsizden maada hiçbir millet ferdi üzerinde teellümden başka bir tesir hasıl edememiştir.”

Yine 1924 Anayasası Encümeni tarafından ortaya konulan şu sözler de Cumhuriyet idaresinin “Kürt sorunu” dayatmalarını reddeden anlayışının en iyi örneğidir:

“Devlet Türk’ten başka millet tanımaz. Devlet dahilinde hukuku müsaviyeyi haiz başka ırktan gelme kimseler bulunduğundan, bunların ırki ayrılıklarını ayrı birer milliyet olarak tanımak caiz değildir.”

Cumhuriyet idaresinin Kürtçülüğe karşı tavizsiz tavrını gösteren dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, Takrir-i Sükun Yasası’nın çıkarılmasına sert tepki gösteren ve “Hükümetin gayrikanuni tevkif hakkı yoktur” diyen Dersim Mebusu Feridun Fikri Bey’e şu yanıtı verir:

“Efendiler, hükümet hapsetmiyor ve hükmetmiyor, mücrime mahkemenin kapısını gösteriyor, en medeni, en mütemeddin memleketlerde dahi bundan başka ne yapılabilir efendiler? Koca bir vatanın şark kısmı baştan başa irtica ateşi içinde yanaken Feridun Fikri Bey’e soruyorum. Asilerin karşısına anarşizmin hürriyetiyle mi çıkacağız ve böyle çıkmağa hakkımız var mıdır?”

Bugün de özgürlük ve insan hakları propagandasıyla bölücülükle mücadeleyi engellemeye çalışan anlayışa o dönemde verilen yanıt budur. Ancak bu yanıt sözden ibaret de kalmayacaktır.

Tartışmaların bu şekilde sürüp gitmesi üzerine Mustafa Kemal 2 Mart günü kürsüye çıkar ve Fethi Bey kabinesi yerine İsmet Paşa başkanlığında yeni bir hükümet kurulduğunu şu sözlerle ilan eder:

“Milletin elinden tutmaya lüzum vardır. Devrimi başlatan tamamlayacaktır!”

Bu sözlerle birlikte Mustafa Kemal’in Meclis içindeki Şeriatçı ve Kürtçü unsurlarla mücadelesi iyice hızlanacaktır. Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra kabul edilen Takrir-i Sükun Kanunu ile birlikte İstiklal Mahkemeleri’nin kuruluşu ve faaliyetleri hız kazanır. Yargılamaların ardından Şeyh Sait’in de aralarında bulunduğu 48 kişi için idam cezası verilir ve Şeyh Sait ve adamları idam edilir. Takrir-i Sükun Yasası oldukça kapsamlı bir mücadele programıdır. Kürtçülük ve Şeriatçılıkla mücadelenin en önemli maddelerinden birisi bu iki hareketin propaganda kanallarının kesilmesidir. Bu suretle yurtdışında yayınlanan ve Türkiye’ye sokulan Kürtçü propaganda kitapları yasaklanır. Kürtçüleri destekleyen ve Cumhuriyet idaresinin politikalarına karşı halkı kışkırtan basın-yayın organları kapatılır.

Mustafa Kemal, Şeyh Sait İsyanı’nın ardından yeni isyanların geleceğini ve Kürtçülüğün daha da güçleneceğini görmektedir. Çünkü Meclis içinde temsil edilen Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası mensubu pek çok milletvekili açıkça Kürtçü tezleri dillendirmekte ve halkı Cumhuriyet rejimine karşı kışkırtmaktadırlar. Bu nedenle önce Şark İstiklal Mahkemesi görev bölgesi içindeki Terakkiperver Fırka şubelerini kapatır. Daha sonra da Bakanlar Kurulu kararıyla Terakkiperver Fırka tamamen kapatılarak Kürt ayaklanmalarına önayak olan siyasi mekanizma tümüyle devre dışı bırakılır.

Bugün PKK’nın yasal bir parti adı altında Meclis’te bölücü örgütün propagandasını yapmasına ses çıkaramayan bir ülkede Atatürk’ün Kürt politikasının uygulandığını söylemek elbette mümkün değildir. Oysa Atatürk Kürtçülükle mücadele ederken öncelikle onun basın ve siyaset içindeki kollarını ortadan kaldırmıştır. Ardından da kapsamlı bir askeri saldırı ile tüm Kürt isyanlarını en sert biçimde bastırmıştır. Ve bu nedenle başarı kaçınılmaz olarak ardından gelmiştir.

Devlet otoritesinin sağlanması: Umum Müfettişlikler

Cumhuriyet idaresinin Kürt meselesini çözmek yönünde attığı önemli bir adım da Umum Müfettişlik uygulamasıdır. İstiklal Mahkemeleri’nin çalışma süresinin dolmasının ardından bu kez mevcut idari tedbirlerin devam ettirilmesi ve Kürtçülükle mücadelenin aynı hızla devam ettirilebilmesi için 25 Haziran 1927’de Umum Müfettişlik Teşkiline Dair Kanun kabul edilir. Bu kanun Cumhuriyet idaresinin Kürtçülüğün siyasal ve toplumsal ayaklarını tümüyle kırmak ve yıllardır devlet otoritesinin tesis edilemediği yerlerde bozulan otoriteyi tekrar oluşturmak için bölgenin tüm idari işlerinden sorumlu bir genel vali ataması şeklinde ortaya çıkmıştır.

Umum Müfettişler Atatürk’ün en yakın ve güvendiği çalışma arkadaşları içinden seçilmişler ve uzun yılar Atatürk’le birlikte mücadele eden isimlerdir. Umum Müfettişlik uygulamasının zamanı ve kapsadığı bölgeler de ayrıca incelenmelidir.

Şeyh Sait İsyanı’ndan hemen sonra Diyarbakır, Urfa, Batman, Mardin, Siirt, Şırnak, Hakkari, Van, Bitlis, Muş illerini kapsayan Birinci Umum Müfettişlik, Ağrı İsyanı’ndan sonra Erzurum, Ağrı, Iğdır, Kars, Ardahan, Rize, Trabzon, Bayburt, Gümüşhane ilerini kapsayan Üçüncü Umum Müfettişlik, Dersim İsyanı döneminde ise Erzincan, Tunceli, Elazığ ve Bingöl illerini kapsayan Dördüncü Umum Müfettişlik kurulmuştur. Yeşiltuna’nın kitabında Kürtçülüğü toplumsal yapıdan kazımak için özel bir kurum olarak oluşturulan Umum Müfettişliklerin kuruluş ve çalışma ilkeleri bütün ayrıntılarıyla veriliyor ve günümüz açısından Kürtçülükle mücadelenin yasal ve idari boyutlarının nasıl olması gerektiği konusunda önemli bir örnek oluşturuyor.

Cumhuriyet idaresinin Kürt meselesine yaklaşımını ortaya koyan bu Umum Müfettişlik uygulaması da yine Meclis içindeki Kürtçü muhalefetin tepkisini çekmiştir. Burada da Kürtçü muhalefetin temel propagandası hukuk, adalet, özgürlük gibi bugün de sıklıkla duyduğumuz kavramlardır. Ancak Atatürk, Kürt bölücülüğünün bu kavramların arkasına sığınarak ülkeyi sürüklediği tablo karşısında kararlılığını bozmamış ve muhalefetin tüm karşı çıkışlarına rağmen tıpkı Takrir-i Sükun Yasası’nın çıkartılması ve İstiklal Mahkemeleri’nin kurulması sırasında olduğu gibi Umum Müfettişliklerin kurulmasında da tüm ağırlığıyla meselenin üzerine gitmiştir.

Dördüncü Umum Müfettişi ve Koçgiri İsyanı’nı bastıran Nurettin Paşa’nın oğlu olan Abdullah Alpdoğan Paşa’nın 7-22 Aralık 1936 tarihinde toplanan Umum Müfettişler toplantısına sunduğu rapordaki şu sözler Cumhuriyet idaresinin Kürt meselesine yaklaşımını özetler niteliktedir:

“...Türkçe bilmeyen çocuklara bu mekteplerde Türkçe öğretiliyor. Türk duygusu aşılanıyor. Tunceli içerisinde dilini unutmuş Türk soyundan insanların kasaba ve nahiyelerle civarına iskanları düşünülüyor. ... Toplu bir Türk camiası hususa getirecek bu hususta hazırlıklıyız.”

Umum Müfettişlikler özellikle Kürt isyanlarının silahla bastırılmasının ardından bölgenin Cumhuriyet idaresine tam anlamıyla bağlanması, buralarda devlet otoritesinin sağlanması ve bölgedeki halkın Cumhuriyet’e yakışan birer yurttaş haline gelebilmeleri için bir dizi sosyal ve kültürel tedbiri de hayata geçirmiştir.

Böylelikle Atatürk’ün başlattığı yeni Türk uluslaşmasının Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde etkin kılınması, Kürtlük cereyanının ortadan kaldırılması ve Türkleştirme programının planlı biçimde ilerletilmesi sağlanmıştır.

Atatürk Kürt meselesini nasıl halledecekti?

Bugün Türk kimliğinin yerine etnik ve dinsel kimlikleri ikame etmeye çalışan “özgürlükçü” anlayışa karşın, Cumhuriyet idaresi kapsamlı bir uluslaşma projesini hayata geçirmiştir.

Kürt isyanlarının bastırılması, İstiklal Mahkemeleri, Takrir-i Sükun Kanunu gibi etkili önlemlerin dışında Atatürk döneminde ciddi bir Türkleştirme planı da hayata geçirilmiş ve titizlikle uygulanmıştır.

Bu uygulamaların en önemlilerinden biri Ağrı İsyanı’ndan hemen sonra gündeme gelen ve 1932 yılında kanun teklifi haline getirilerek 1934’te yasalaştırılan İskan Kanunu’dur.

İskan Kanunu’nun amacı Türkiye’deki Türk nüfusunu arttıracak bir nüfus siyaseti ortaya koymaktır. Cumhuriyet’e Osmanlı’dan miras kalan kozmopolit yapıya karşın Cumhuriyet idaresi tek bir ulusal kimlik inşa etmek istemektedir ve bunun önde gelen koşulu da Türkçe konuşan insan sayısının artırılması ve Türk kimliğinin ülke sathında güçlendirilmesidir. O nedenle bugün karşımıza çıkarılan alt-üst kimlik tartışmaları, mozaik toplum teorileri, kültürel özerklik önerilerinin yerine Atatürk, cumhuriyeti, tek dilli ve tek kimlikli bir ulus inşa etme projesini ortaya koymaktadır.

İskan Kanunu ile birlikte Doğudan Batıya yapılan nakillerle Kürtçü feodal yapının dağıtılması ve farklı kavimlerin yerine tek bir Türk kimliği oluşturmak hedeflenmiştir. Yine yurtdışından getirilen muhacirlerin bu bölgelere yerleştirilmesi de yine İskan Kanunu’nun Türk kimliğini tesis etme anlayışının bir devamıdır.

Türk kimliğinin güçlendirilmesi ve Türk uluslaşmasının başarıyla tamamlanması için Türk dili ve kültürünün yurt çapında etkin kılınması gerekmektedir. Bunun için de Atatürk’e maledilmeye çalışılan “Türk–Kürt kardeşliği” ya da “Kürtlere özerklik” uydurmalarını yalanlarcasına İskan Kanunu’nda tek bir Türk kimliği yaratma amaçlı şu sözlere yer verilmiştir:

“...Yalnız 1876 yılından sonrakileri ele alırsak, yok olan Osmanlı İmparatorluğu’nda değişik dilli ve değişik kültürlü olanlar inanda yerli Türk’le birleşik iken bile bunları ayırt edilemeyecek gibi Türk kültüründe yoğrulduklarını söyleyemeyiz. Bunu Türk kültürünün yetiştirici, yükseltici ve yerleştirici gücünün düşüklüğüne veremeyiz. Bu gelenleri Türk kendi topluluğu içine almış iken ve hemen pek çoğu da Türk dilini konuşurken bile Türk kültürünü, bilimli olarak taşımaktan sekmişlerdir. İşte bunun içindir ki, geçmişte denenmiş olanı bir daha denemek gibi zararlı bir işe girişmekten ise bunu kökünden kesip atmayı isteyen bu madde ile devlet bu gibi yurda gelenleri ta Türk kültürü içinde eriyip Türklük içinde hamur oluncaya kadar gözü önünde tutmak istemiştir.”

“Atatürk ve Kürtler” kitabında yer alan Kürtçülükle mücadele için çıkartılan kanunlar, gerekçeleri ve kanun maddeleri bu Türkleştirme politikasının hedef ve yöntemlerini de okuyucuya sunmaktadır.

İskan Kanunu’ndan sonra yürürlüğe giren Soyadı Kanunu da bu Türk uluslaşmasının yurt çapında etkinleştirilmesi uygulamasının devamı olarak kabul edilmelidir.

Türkçe soyadlarına kavuşan vatandaşlar geçmişin ilkel ve çağdışı kavimsel aidiyetlerinin yerine çağdaş Türk kimliğini resmen kabul etmiş olmaktadırlar.

Devletin Kürtçülükle mücadele programı bununla da sınırlı kalmamıştır. İskan Kanunu uyarınca bir yandan geri aşiret yapısının dağıtılarak Kürtlerin Türk bölgeler içine dağıtılarak Türk kültürü içinde eritilmesi sağlanmış diğer taraftan da muhacirlerin Kürt nüfusun yoğun yaşadığı yerlere nakledilmesi ile buralarda Türk kültürünün güçlendirilmesi amaçlanmıştır.

İskan Kanunu’nun uygulanma aşamasında Türkiye üç ana mıntıkaya ayrılmıştır. Birinci mıntıka “Türk kültürlü nüfusun tekasüfü istenen yerler”, ikinci mıntıka “Türk kültürüne temsili istenilen nüfusun nakil ve iskanına ayrılan yerler”, üçüncü mıntıka ise “Yer, sıhhat, iktisat, kültür, siyaset, askerlik, inzibat sebepleriyle boşaltılması istenilen ve iskan ve ikamet yasak edilen yerlerdir.”

Bu üç mıntıkalı yapı Türkleştirme programının temel uygulama alanı olacaktır.

Ancak bu Türk kültür ve nüfus politikasının oturtulması da ciddi bir denetime tabi tutulmuştur. Bu nedenle İskan Kanunu’nda batıya göç ettirilen Kürt nüfusun Türk nüfusla kaynaşmak yerine kendi feodal yapısını şehirlerde yeniden inşa etmesine engel olmak için Kürtlerin iskan bölgelerinde ayrı mahalle kurmaları yasaklanmıştır.

Bugün Kürtçe eğitim ve öğretime izin verilerek ya da Kürtlerin kültürel haklarının tanınması yoluyla ayrılıkçılığın zayıflayacağını iddia edenlere karşın Cumhuriyet yönetimi tam tersi bir tavır takınmış ve Kürtçülükle mücadelede en sert tedbirlere başvurmaktan çekinmemiştir. 1928 yılında Atatürk’ün emriyle başlatılan “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyası ile Türk kültürünün ve dilinin tüm vatandaşlara benimsetilmesi kararlaştırılmış, daha da ileri gidilerek 1925 tarihli Başbakanlık kararnamesine dayanılarak devlet dairelerinde, çarşı, pazar ve okullarda Türkçe’den başka dil konuşanların cezalandırılması öngörülmüştür.

Yeşiltuna’nın çalışmasının önemli bölümlerinden biri ise yine bu tip uygulamaları öngören ve bizzat Atatürk’ün emriyle hazırlanan Şark Islahat Planı’dır.

Atatürk’ün emriyle yayınlanan Şark Islahat Planı yine bu çerçevede Kürtçülük akımının bütün hayat damarlarını ortadan kaldırmayı hedefleyen ve aynı zamanda da Türklerin Kürtleşmesini engellemek için yürürlüğe konan kapsamlı bir Kürtçülükle mücadele programıdır. Şark Islahat Planı uyarınca isyana katılanların ve yakın akrabalarının batıya nakledilmeleri, sivil ve askeri mahallelerde asker ya da yerli sivil hakimlere yer verilmemesi, tali mahkemelere bile Kürt memur atanmasının yasaklanması, Türkçe dışında dilleri konuşmakta ısrar edenlerin cezalandırılması gibi Kürtçülüğün etkisini güçlendiren her etkene karşı amansız bir savaş açılmıştır.

Atatürk’ün Kürt politikasına dönüş

Ancak Atatürk’ün ölümüyle başlayan geri dönüş süreciyle birlikte Kürtçülükle mücadele programı terk edilmiştir. Özellikle DP iktidarının işbaşına gelişi ile birlikte Atatürk’ün ortaya koyduğu tüm çözüm mekanizmaları bir bir ortadan kaldırılmıştır. CHP içindeki Kürt ağaların desteğiyle iktidara gelen DP’nin Kürtçülüğe verdiği tavizler Türkiye’yi bugün yeniden bölücü terör tehdidiyle karşı karşıya getiren sürecin önünü açmıştır. DP iktidarının Kürtçülüğe prim veren uygulamalarının başında, Atatürk’ün kurduğu Umum Müfettişlik kurumunun kaldırılması gelmiştir. Dönemin DP Diyarbakır Milletvekili olan Mustafa Remzi Bucak Umum Müfettişliklerin kaldırılması için yürütülen mücadelenin baş aktörlerinden birisi olacaktır. Aynı Bucak daha sonra Kürdistan’a özerklik tanınması ve Kürtlerle bir federasyon kurulması için de İsmet İnönü’ye başvuran isim olacaktır.

Atatürk’ün doğudaki Kürt feodalitesini dağıtmak için uygulamaya koymak istediği toprak reformu ise sağcı iktidarların işbaşına gelmeye başladığı çok partili dönemden itibaren tümüyle unutturulmuştur. Milli Mücadele’nin ilk yıllarından itibaren Meclis’te Atatürk’ün Kürt bölücülüğüyle mücadele programına her fırsatta karşı çıkan liberal, Şeriatçı ve Kürtçü çevreler bugün de aynı şekilde Kürt ayrılıkçılığını kışkırtmaya devam etmektedirler. Böylelikle aradan geçen neredeyse doksan yıllık bir süreye rağmen hâlâ Türk kimliği ile kaynaşmayan, ulusal kimliği kabul etmeyen ve Misak-ı Milli sınırlarına düşman bir Kürt ırkçılığı ve Kürt terörü tehdidi ile karşı karşıyayız.

O halde Atatürk’ün on beş yıl gibi bir süre zarfında Kürt bölücülüğünü neredeyse bitirme noktasına getiren ve dağılmış bir kozmopolit imparatorluktan çağdaş bir Türk ulusu yaratma programını yeniden hayata geçirmekten başka bir çözüm yolu kalmamıştır.

Kürt meselesini Türk ulusunun çıkarları doğrultusunda çözmekten yana olan herkes, Kürtçülerin özgürlük, barış ve kardeşlik demagojilerine karşı Atatürk’ün çözümünü yeniden canlandırmaktan başka çare kalmadığını da bilmelidir. Aksi taktirde yakın bir süreçte Türklerin kendi anavatanlarında azınlık konumuna düştüğü, asimile edildiği ve Türk varlığının ortadan kaldırılacağı bir süreci yaşamak zorunda kalabiliriz.

İsmet İnönü’nün 1925 yılında sarf ettiği şu sözler tüm Türklerin Kürtçülükle mücadele parolası olmalıdır:

“Biz açıkça milliyetçiyiz ve milliyetçilik bizim yegane birlik unsurumuzdur. Türk ekseriyetinde diğer unsurların hiçbir nüfuzu yoktur. Vazifemiz Türk vatanı içinde Türk olmayanları behemahal Türk yapmaktır. Türklere ve Türklüğe karşı her türlü anasırı kesip atacağız.”

İNAN KAHRAMANOĞLU
11  Kültür Ve Sanat / Güncel / Üretim ne ola? : 03 Kasım 2008, 20:30:20
Üretim ne ola?
Doğalgaza yüzde 22,5 daha zam yapıldı. Ama belli ki, millet memnun. Doğalgaz yoksa bedava kömür var ya, ondan memnunlar.

Bu kızı kim öldürdü?

Ne zaman RTÜK bir televizyon kanalına “Toplum ahlakına” diye başlayan bir cümleyle ceza verse, beni bir gülme alır.
Sürekli bir toplum ahlakında söz edilir durur bu memlekette.
Var mıdır acaba diye çok merak ederim.
Başbakan’a sorarsanız biz ahlaksızlığı Batı’dan ithal etmişizdir ama nedense bana pek öyle gelmez.
Batı'yı haritada bile görmemiş yerlerde bile hayli ahlaksızlık vardır.
Mesela Hüseyin Üzmez acaba Batı'dan mı etkilenmiştir yaptıklarında?
Anadolu’yu karış karış gezdiğim zamanlarda duyup öğrendiğim, görünce inanmadığım ne ahlaksızlıklarla karşılaştım köylük kırlık yerlerde, Batı'dan bihaber.
Ben yazarım yazmasına da siz inanmazsınız.
İşte Hüseyin Üzmez olayı ortada.
Olaya en az tepki gösterenler, en fazla Batı karşıtı olanlar.
Pek çoklarına göre Üzmez’in yaptıkları vakayı adiye.
Belli ki, beterini görüp yaşamışlar garipsemiyorlar bile.
İşte İzmir’de meydana gelen olay.
Yer yerinden oynamalı, kıyamet kopmalı.
Kimse tınmıyor.
Olanı duymuşsunuzdur.
Bir kız çocuğu, babasının kendisini taciz ettiğini, daha doğrusu babasının kendisine tecavüz ettiğini söyleyerek polise başvuruyor.
Avusturya’da meydana gelen ve bütün dünyada lanetlenen olayın bir benzeri.
Polis ne yapıyor?!
Kızın ifadesini alıyor, olayı basına yansıtıyor ve kızı evine yolluyor.
Sonra ne oluyor.
Baba kızını öldürüyor.
Olay doğrudur değildir bilemem.
Bildiğim bir şey varsa, böyle bir şikayette o kız tecavüze uğradığını söylediği eve geri yollanmaz.
Hemen koruma altına alınır.
Olay araştırılır.
Doğruysa baba yargıya, kız psikiyatrik tedaviye gönderilir.
Ama bizde böyle olmaz.
Polis bu olayı sanki sıradan bir olaymış gibi ele alır. İfadeden sonra müştekiyi evine yollar.
Ve müşteki öldürülür.
Şimdi sorarım size bu kızı kim öldürmüştür?
Sapık olduğu iddia edilen baba mı?
Onu evine yollayan devlet mi?
Ve en az bu kadar vahimi, benzer sıkıntılar yaşayan, ensest ilişkiden muzdarip başka çocuklar şimdi ne yaparlar?!
Size bir de tüyo vereyim.
Basın kanununda yazılması yasak olan tek haber ensest ilişkilerle ilgili haberlerdir.
Acaba bunun gerekçesi mağdurları korumak mı, yoksa başka bir şey mi?
Emin olun şüphelerim var.

Üretim ne ola?

Doğalgaza yüzde 22,5 daha zam yapıldı.
Benim hesabıma göre yılbaşından bu yana doğalgaza yapılan zammın oranı yüzde 75’i buldu.
Dolar düşükken zammın gerekçesi artan petrol fiyatlarıydı.
Dolar yüzde 20 yükseldi ama petrol fiyatları yüzde 50 düştü. Ama gerekçe doların yükselmesi.
Yerseniz.
Evlerde sobaya, mazota dönenlerin oranı hayli fazla biliyorum.
Kış gelince kentlerin üzerine çöreklenen duman ve kokudan anlarsınız siz de.
Ama ya sanayi ne halt etsin.
Düşük kurdan dolayı zaten rekabet şansını kaybeden, enerji maliyetinden dolayı zaten inim inim inleyen sanayici ne halt etsin.
Mesela tekstil.
Doğalgaz ve elektrik en büyük maliyet unsurlarından biri.
Ne yapsınlar şimdi?!
Bu zam aslında Hükümet'in niyet beyanı.
Türkiye’nin gerçek anlamda üretim yapan bir ülke olmasını istemiyorlar.
Abidik gubidik işler yapılsın istiyorlar.
Üretim neymiş, hizmete yönel demeye getiriyorlar.
Bütün dünya krizden çıkmanın yolunun reel ekonomi olduğunu görüyor, bizimkiler reel ekonomiyi vurup öldürmeye çalışıyorlar.
Ama belli ki, millet memnun.
Doğalgaz yoksa bedava kömür var ya, ondan memnunlar.
Üretim yoksa sadaka var ya, ona seviniyorlar.
Sanayiciler de fazla takmasınlar.
Fabrika arazilerini AKP’li müteahhitlere versinler.
Onlar oranın imar işini halledip binayı dikerler.
Üretim de neymiş.
Baksanıza Başbakan’ın önem verdiği tek üretim çocuk üretimi.
Onun için de doğalgaz gerekmiyor ya.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Şantajcılar kendilerini biz zenginiz diye savunmadığı zaman

fatihaltayli@haberturk.com
12  Genel Kategori / Kutlamalar / [c]: İyi Ki Doğdun Cennetin Kızı : 03 Kasım 2008, 17:47:09
Nice mutlu yaşlara  cennet Wink
13  -=- Bisohbet Ailesi -=- / Duyurular-Yenilikler / 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun : 29 Ekim 2008, 01:02:33
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun

Cumhuriyetimizin Kurucusu Yüce Türk Mustafa Kemal Atatürk'e

Bütün Türk Ulusu Adına Teşekkür ediyoruz.

Ne mutlu TÜRK’üm diyene ve ne mutlu ATATÜRK’ün kurduğu bu güzel ülkenin tek sahibi olan kahraman TÜRK Ulusu’na.



Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
14  Müzik / Şu An Ne Dinliyorum.... / Ver elini İstanbul : 28 Ekim 2008, 03:23:48

Ver elini İstanbul gezelim senle şöyle bir
Anlatacaklarım var sana, kulelerine ve çınarlarına
Bir KIZI Sevdim İstanbul Ben Ona O Kırmızıya Hayran....
Sen kazan ben kepçe dönüyorum sokaklarında peşi sıra


Yedi tepeli kadim dostum benim
Büyüksün bilirim

Yap Bir Büyüklük Düğümle Şunun Yollarını Kapıma

Bana inan İstanbul tükeniyorum inceden
Bilseydim aşk böyle bir şeymiş, seviyorum der miydim önceden
Bir sızı geçmiyor İstanbul bir de sözüm geçmiyor ona
Sözüm ona sevmeyecekmiş beni günlerdir her sözüm ona


Yedi tepeli kadim dostum benim
Büyüksün bilirim

Yap Bir Büyüklük Düğümle Şunun Yollarını Kapıma

Düşün ki boğazına dizilmiş söylemeye yeltendiğin her söz
Mecalin yok, mecnunsun, yanıyorsun ilk defa
Düşüm orda İstanbul bir yerinde uyuyor
Yap bir büyüklük düğümle şunun yollarını kapıma
15  Kültür Ve Sanat / Resimli Şiirler / [c]: Yokluğun... Yokluğun yok oluş yar! : 25 Ekim 2008, 17:15:00
Yokluğun... Kahroluş...!
Yokluğun... Zulüm...!
Yokluğun... Damarlarımı parçalamış kurşun!
Yokluğun... Ruhumu cebelleştiren ecel!
Yokluğun... Yokluğun yok oluş yar!
Yokluğun... Ölüm !!!


Harika bi şiir teşekkürler bitanesii Kiss Kiss Kiss Kiss Kiss Kiss
16   Film, Dizi Film, Özetleri, Film Fragmanları, Dizi Film bölümleri, / KurtLar Vadisi Pusu / [c]: Kurtlar Vadisi Pusu Bölüm 44 Fragman : 22 Ekim 2008, 19:29:49
Problem sende

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 ... 452
Arsiv
| Arşiv  |  Sitemap  |  Xml  |  Rss  |  Rss2  |  Wap  |  Wap2  | imodelink  |  feed | Active | home | html | bs | sm |
Bisohbet.Com Dizifilm özetleri film fragmanları dizi film oyuncu resimleri | Powered by SMF.
© 2005, Simple Machines LLC. All Rights Reserved.
Theme PascaL
Bisohbet© Mozilla FireFox ile cillop gibi görünür.
[1] | [2] | [3] | [1] | [4] | [5] | [6] | [7] | [8] | [9] | [10] | [11] | [12] | [13] | [14] | [15] | [16] | [17] | [18] | [19] | [20] |
[21] | [22] | [23] | [24] | [25] | [26] | [27] | [28] | [29] | [30] | [31] | [32] | [33] | [34] | [35] | [36] | [37] | [38] | [39] | [40] |
[41] | [42] | [43] | [44] | [45] | [46] | [47] | [48] | [49] | [50] | [51] | [52] | [53] | [54] | [55] | [56] | [57] | [58] | [59] | [60] |
[61] | [62] | [63] | [64] | [65] | [1] | [66] | [67] | [68] | [69] | [70] | [71] | [72] | [73] | [74] | [75] | [76] | [77] | [78] | [79] | [80] | [81] | [82] | [83] |
[84] | [85] | [86] | [87] | [88] | [89] | [90] | [91] | [92] | [93] | [94] | [95] | [96] | [97] | [98] | [99] | [100] | [101] | [102] | [103] | [104] | [105] |
[106] | [107] | [108] | [109] | [110] | [111] | [112] | [113] | [114] | [115] | [116] | [117] | [118] | [119] | [120] | [121] | [122] | [123] | [124] | [125] | [126] |
[127] | [128] | [129] | [130] | [131] | [132] | [133] | [134] | [135] | [136] | [137] | [138] | [139] | [140] | [141] | [142] | [143] | [144] | [145] | [146] | [147] |
[148] | [149] | [150] | [151] | [152] | [153] | [154] | [155] | [156] | [157] | [158] | [159] | [160] | [161] | [162] | [163] | [164] | [165] |
[166] | [167] | [168] | [169] | [170] | [171] | [172] | [173] | [174] | [175] | [176] | [177] | [178] | [179] | [180] |
[181] | [182] | [183] | [184] | [185] | [186] | [187] | [188] |

| Konut Kredisi | | ihtiyaç kredisi | Taşıt Kredisi | Hisse Senetleri | Tekstil | Döviz Kuru
| kvp | Tarafsız İlkeli Haberin Doğru Adresi | Ekonomi, Borsa, Döviz Kuru, Kredi, Faiz, Dolar Kuru |
Sitemiz En iyi 1024x768 çözünürlükte Mozilla Firefox ile Görüntülenebilir