|
449
|
Müzik / Türkçe Şarkıcılar Ve Şarkı Sözleri / İsmail Türüt - Ah Eminem
|
: 06 Ağustos 2008, 20:32:38
|
|
yedi sene vuruldum da bir daldaki yaprağa yedi sene üstüne koydum onu toprağa ah eminem eminem hey gidi günler günler
güneş aldı dağları öğleyindir öğleyin gelip gören doktorlar dedi zahmet çakmeyin ah eminem eminem hey gidi günler günler
doktorun söylemesi benim gücüme gitti bir gce sabah üstü eminem vefat etti ah eminem eminem hey gidi günler günler
öldü eminem öldü ben zannettim bayıldı sarı sarı saçları teneşire yakıldi ah eminem eminem hey gidi günler günler
hey gidi benim yarım bu yoldan yürüdü mü açın bakalım onu kefeni çürüdü mü ah eminem eminem hey gidi günler günler
haçan severdim onu hey gidi günler günler birdaha döndüm baktım mezarında dikenler ah eminem eminem hey gidi günler günler
|
|
|
|
|
450
|
Müzik / Türkçe Şarkıcılar Ve Şarkı Sözleri / İsmail Türüt - Karadeniz
|
: 06 Ağustos 2008, 20:31:59
|
|
Başinda kara puşi oldun gulvercin kuşi Başinda kara puşi oldun gulvercin kuşi
Başkalari anlamaz budur hepsinin işi Başkalari anlamaz budur hepsinin işi
Dağ dağin aynasidir duman dağin yasidir Dağ dağin aynasidir duman dağin yasidir Kara deniz guzeli başimin belasidir Kara deniz guzeli başimin belasidir
Sevdaya akil ermez sevdalil sir vermez Sevdaya akil ermez sevdalil sir vermez Sevenleri ayrima yalan dunyaya değmez Ayrima sevenleri yalan dunyaya değmez
Dağ dağin aynasidir duman dağin yasidir Dağ dağin aynasidir duman dağin yasidir Kara deniz guzeli başimin belasidir Kara deniz guzeli başimin belasidir
Konuşurken dilenden bal damler şeker damlar Konuşurken dilenden bal damler şeker damlar Benim çektiklerimi sevdali olan anlar Benim çektiklerimi sevdali olan anlar
Dağ dağin aynasidir duman dağin yasidir Dağ dağin aynasidir duman dağin yasidir Kara deniz guzeli başimin belasidir Kara deniz guzeli başimin belasidir
Sevda oyuncak değil olmaz onun şakasi Sevda oyuncak değil olmaz onun şakasi Benim sevdiğim kizla konuşamaz başkasi Benim sevdiğim kizla konuşamaz başkasi
Dağ dağin aynasidir duman dağin yasidir Dağ dağin aynasidir duman dağin yasidir Kara deniz guzeli başimin belasidir Kara deniz guzeli başimin belasidir
|
|
|
|
|
451
|
Müzik / Türkçe Şarkıcılar Ve Şarkı Sözleri / İsmail Türüt - Hastahane
|
: 06 Ağustos 2008, 20:31:42
|
|
hastahane yoluna oy gide gele yoruldum doktarlar kanser dedi yüreğimden vuruldum
bırak beni e doktor teselli etme beni dokuz seneden beri görmedim eminemi
bırak beni e doktor eminemi göreyim onu gördükten sonra öleceksem öleyim
ağzından kan geliyo diye kaçıyo herkes ne oldu bana doktor alamıyorum nefes
ben öldüm gidiyorum kız sen karaları bağla gel otur mezarıma eminem beni AĞLA gel otur mezarıma sevdiğim beni AĞLA (ümit)
|
|
|
|
|
452
|
Müzik / Türkçe Şarkıcılar Ve Şarkı Sözleri / İsmail Türüt - Gözümün ilk Ağrısı
|
: 06 Ağustos 2008, 20:31:28
|
|
bana olan dertlerin sana olsa yarısı bazen aklıma gelir gözümün ilk ağrısı
salaga yollarında oy yalınayak yürürdük orda bir ceviz vardı gölgesinde dururduk
hep kalktılar peşimede aşkhorozdan berisi ben ayrıldım oradan da rahat etsin gerisi
yaşamasamda ölsem seni seveceğime acımadan sapladın hençeri yüreğime
geceler bitmez uzun gönlümü sardı hüzün bir ömür boşa geçti uğruna hayırsızın uğruna vefasızın (ümit)
|
|
|
|
|
453
|
Müzik / Türkçe Şarkıcılar Ve Şarkı Sözleri / İsmail Türüt - Elmalım
|
: 06 Ağustos 2008, 20:31:14
|
|
Diyar diyar dolaştım Okyanusları aştım Allah neler yarattı Nelerle karşılaştım
Elmalım elma beni Ah bu dağlar ne karı gördü bugün Ah bu gözlerim yari gördü bugün
Darlık üstüne darlık Kafam çok kalabalık Kalmadı eski gücüm Yordu beni sevdalık
Kan ağladı yüreğim Büyük acılar çektim Görüşmezsek az daha Hasretten ölecektim
|
|
|
|
|
454
|
Müzik / Türkçe Şarkıcılar Ve Şarkı Sözleri / İsmail Türüt - E Kız Koca Mı Aldın
|
: 06 Ağustos 2008, 20:30:55
|
|
Almış eline file mile oynuyor mile E kız kocanı gördüm kırıldım güle güle İn dereye düze bak aynadaki yüze bak Kız beni beğenmezdin aldığın öküze bak
Kocan kalay olsa bir sahana vurulmaz Allah canımı alsın o kocayla durulmaz E kız kocanın adı nazaradır nazara Bir bağ bağla başına getir onu pazara
Ben okuya okuya çıkamadım yasini Götür onu pazara satta al parasını E kız kocanı gördüm kırıldım güle güle Satta al parasını yiyelim onu bile
E kız koca mı aldın yoksa hoca mı aldın Kör mü idi gözlerin onu gece mi aldın Gittin aldın bir koca Daha koca yok gibi Dişi çıkmış bir yandan usta keseri gibi
Ayakları bir şekil atın eğeri gibi Sırtı çıkmış bir yandan eşek semeri dibi Entarini dar eyle sırtına karar eyle Kız nasıl koca aldın bak bana da ar eyle
|
|
|
|
|
455
|
Müzik / Türkçe Şarkıcılar Ve Şarkı Sözleri / İsmail Türüt - Deniz Gözlüm
|
: 06 Ağustos 2008, 20:30:39
|
|
deniz gözlerin bakar deniz gözlerin yakar bu ne güzellik allah insanın aklı çıkar
deniz gözlü sevdiğim saçların düğüm düğüm gece gündüz elinden nedir benim çektiğim
ne olur deniz gözlüm beni ağlatmıyasın ayrılık ateşiyle canımı yakmıyasın
bir baktım gözlerine deniz mavisi gibi oynuyorum onunla kedi yavrusu gibi
|
|
|
|
|
456
|
Müzik / Türkçe Şarkıcılar Ve Şarkı Sözleri / İsmail Türüt - Deli Zekiye
|
: 06 Ağustos 2008, 20:30:10
|
|
Gelin ağlar yaşli yaşli gitme dedum sanar boşa Gelin ağlar yaşmak ister atlar kişner koşmak ister İsmumi yazdurayim habu yeşil yaprağa Alim seni vurdiler duşurdiler toprağa Yağmur yağayi yağmur ah yanumdan dane dane Alim seni vurdiler puştluk ettiler sana
Ben sana demedum mi çıkma karayemişluğa Pusi kurarler sana can dayanmaz puştluğa of of birtanem
Elli denize çiyak koyduğuna kefeni Cebinde barabelli şaşurmaz hedefuni of of birtanem
Alim gitmem kocaya bekar dururum bekar İki kizum bir oğlum kalsun bana yadigar of of birtanem
Cümle alem tanisun alinun karisini Allah erkek yaratti belden yukarisini of of birtanem
|
|
|
|
|
457
|
Müzik / Türkçe Şarkıcılar Ve Şarkı Sözleri / İsmail Türüt - Babasından İstedim
|
: 06 Ağustos 2008, 20:29:50
|
|
Babasından istedim kızım küçüktür dedi Anasından istedim çeyizi yoktur dedi Ablasından istedim sevenleri çok dedi Kardaşından istedim sana kız mız yok dedi
Amcasından istedim benden sorulmaz dedi Dayısından istedim torum kıyılmaz dedi Halasından istedim köyden ayrılmaz dedi Teyzesinden istedim eşi bulunmaz dedi
Dedesinden istedim alda kaç onu dedi Muhtarına söyledim mühür vuramam dedi Azasında söyledim imza atamam dedi Hocasına söyledim nikâh kıyama dedi
Eniştesine dedim ben karasızım dedi Yengesinden istedim ben tarafsızım dedi Komşuna söyledim buran geçmeyin dedi Fatma ablaya sordum ormana gitti dedi
Belimde tabancayla düştüm yollara düştüm Ormanın derininde sevdiğimle buluştum Orman köyden uzağa düşmeyelim tuzağa Ormanın ortasında geldik kucak kucağa O davrandı orağa ben davrandım bıçağa
|
|
|
|
|
458
|
Müzik / Türkçe Şarkıcılar Ve Şarkı Sözleri / İsmail Türüt - Çay Zamanı Ordayım
|
: 06 Ağustos 2008, 20:29:35
|
|
şiir: anzerden çağırdım kayadan ikizdereden kalkan dereden selam vurun her yağmur günü fırtınadan esin binalın dağlar özlerim maden köyü çayeli bağlar bedirhantaşı küçük köyünden fener mahellesi reşadiyeden gülbahar salar ha kömürcülerden selam gelir bana ağlama günü güneysu tuğlalı ayani dağlar düzköyü özlerim ardeşen ağlar dereler diyarı dere pazarından çifte kavak uzunköy alipaşadan selimiye araklı kayabasından engin dere ekmekçiler iyidereden merhabalar gelir yüreğim dağlar özlerim hemşinleri ciğerim yanar nizim kale sorsun beni ne ayder pazar gönlümde ateşim dağbaşı kadar fındıklı deseler gözlerim kanar halimi bi görsen gündoğdu yanar çok özledim çok özledimm seni rizem çok özlerim damarımdan çay değil kan değil hasretin hasretin akar ismail türüt:
etomya dersinin baştarafi derindur yarum yarum çaylıkları yemyeşil tepeleri serundur yarum yarum
gurbet elde dardayım işler bozuk zordayım bekle fadime bekle çay zamani ordayım yarum yarum
aşmeşeden görünür karadeniz kıyları yarum yarum ekledik birbirine haftaları ayları yarum yarum
gurbet elde dardayım işler bozuk zordayım bekle fadime bekle çay zamani ordayım yarum yarum
ayane kıbledağu erudu yüreklerum yağu yarum yarum yaradan allah bilur içimdeki merağu yarum yarum
gurbet elde dardayım işler bozuk zordayım bekle fadime bekle çay zamani ordayım yarum yarum (ümit)
|
|
|
|
|
459
|
Müzik / Türkçe Şarkıcılar Ve Şarkı Sözleri / İsmail Türüt - Cemile
|
: 06 Ağustos 2008, 20:29:04
|
|
Seslendiren: İsmail Türüt
Karşiya mahalleye, vardı sevdalarimiz Karşiya mahalleye, vardı sevdalarimiz Ne kadar güzelidi, çocukluk çağlarimiz, çocukluk çağlarimiz Ne kadar güzelidi, çocukluk çağlarimiz, çocukluk çağlarimiz
Sen zalim, anan zalim, perişan oldu halim Sen zalim, anan zalim, perişan oldu halim Bu gece geliyorum, oy oy, cemile, al bohçani kaçalım, al bohçani kaçalım Bu gece geliyorum, oy oy, cemile, al bohçani kaçalım, al bohçani kaçalım
Karşiya mahalleden, yol gideyi dereden Karşiya mahalleden, yol gideyi dereden Güzel kızlar yoluma, bakiyor pencere'den, bakiyor pencere'den Güzel kızlar yoluma, kollayi pencere'den, kollayi pencere'den
Sen zalim, anan zalim, perişan oldu halim Sen zalim, anan zalim, perişan oldu halim Bu gece geliyorum, oy oy, cemile, al bohçani kaçalım, al bohçani kaçalım Bu gece geliyorum, oy oy, cemile, al bohçani kaçalım, al bohçani kaçalım
Karşiya mahalleye, vuruldum Cemile'ye Karşiya mahalleye, vuruldum Cemile'ye Hallama'dum yarvum'e, fakir uşağim diye, fakir uşağim diye Kiz seni alamadı, fakir uşağim diye, fakir uşağim diye
Sen zalim, anan zalim, perişan oldu halim Sen zalim, anan zalim, perişan oldu halim Bu gece geliyorum, oy oy, cemile, al bohçani kaçalım, al bohçani kaçalım Bu gece geliyorum, oy oy, cemile, al bohçani kaçalım, al bohçani kaçalım
|
|
|
|
|
460
|
Müzik / Türkçe Şarkıcılar Ve Şarkı Sözleri / İsmail Türüt - Ben Evliyim Sen Bekar
|
: 06 Ağustos 2008, 20:28:48
|
|
ismini söyleyemem ismi kalbimde saklı çok sevdalar eyledim bu hepisinden farklı
sen bu güzelliklerle çok canları yakarasın aramızda engel var ben evli sen bekarsın
onsekizi bitirmiş ondokuza basacak dedi babam duyarsa ümit beni yakacak
evlerinin önünde merdiven basak basak ikikere evlenmek ne günahtır ne yasak
|
|
|
|
|
461
|
Genel Kategori / Sorular Ve Güncel Fetvalar / Neden Her Şey Ölüme Dayanıyor?
|
: 06 Ağustos 2008, 17:39:52
|
Neden Her Şey Ölüme Dayanıyor? Eşyada tasarruf eden Zât'ın israf etmemesinden, en süflî şeylerden dahi en nâdide varlıkları icat etme âdetinden; her şeye daimî yenilikler bahşetmesinden ve bütün varlıkları kamçılayıp tekâmüle sevk etmesinden, bir baştan bir başa varlık âleminde her grubu bir tulû takip etmektedir. Tıpkı, yer dilimlerinden gündüzün geceyi kovalayıp durması; ışık, yerini karanlığa terk etmesi ve bu baş döndürücü nizamdan daima yeni, taze ve usandırmayan semerelerin alınması.. ve daha pek çok yüce maksatlar için, Güneş küre-i arz münasebeti içinde, hayatı ölümün arkasına taktığı gibi...
Şimdi kısaca, bu hususlar üzerinde duralım; ancak her şeyden önce ölümü tanımak gerekmektedir.
Ölüm; tabiî bir sona eriş, bir inkıraz, bir kendi kendine tükeniş ve ebedî yok olma değildir. O, bir yer değiştirme, hâl değiştirme, buut değiştirme ve vazife külfetinden sıyrılarak rahata ve rahmete ermektir. Hatta bir bakıma, her şeyin kendi özüne ve hakikatine intikâl etmesinden ibarettir.
Bu itibarla ölüm, hayat kadar cazip; dostlara vuslat kadar sevindirici ve ölümsüzlüğe ermek kadar büyük bir nimettir.
Ölümün bu hakikatini göremeyen maddeciler, hep onu ürpertici olarak tasvir etmiş ve hakkında yanık yanık ağıtlar yakmışlardır. Dünden bugüne ölümün hakikatini idrak edemeyen talihsizlerin durumları hemen hep aynı çizgide cereyan etmiştir.
Vâkıa ölüm, bir ayrılık olması itibarıyla, aklın nazarında ve insanın insanlığı üzerinde oldukça müessir bir hâdisedir. Böyle bir tesiri bütün bütün inkâr etmek kâbil olmadığı gibi, kalbin dilini bağlamak da mümkün değildir. Hele ince gönüllerde, hassas ruhlarda -geçici dahi olsa- onun meydana getireceği fırtınalar cidden çok müthiştir. Böyleleri için "ba'sü ba'de'l-mevt" akîdesi, her şeyini kaybeden dilenciye sultanlık bağışlanması ve idam edilecek birinin ebedî hayata erme fermanını alması gibi, bütün üzüntüleri unutturacak ve onu fevkalâde sevindirecek büyük bir hâdisedir.
Bunun içindir ki, ölüm, onun hakikatini idrak edenlerin nazarında, bir terhis, bir tebdîl-i mekân ve yüzde doksan dokuz dostların ve sevdiklerin bulunduğu âleme bir seyahat olmasına mukâbil, hakikatini idrak edemeyen ve sadece dış yüzündeki ürpertici durumu gören bir kısım talihsizler için ise o, bir cellât, bir darağacı; dipsiz bir kuyu, karanlık bir koridordur...
Ölümü ikinci ve ebedî bir varoluşun başlangıcı sayanlar, sinelerinde onun tatlı tatlı esintilerini duydukça Cennet baharları gözlerinin önünde tüllenmeye başlar. Bu itikadî zevk ve neş'eden mahrum inkârcı ise, onu hatırladığı her lâhza, vicdanında yaşattığı Cehennem'e girer-çıkar ve ızdırap çeker. Çektiği acılar sadece kendine ait olsa yine bir derece, kendiyle beraber, alâkadar olduğu ve lezzetlerinden lezzet alıp, acılarını ruhunda duyduğu ne kadar varlık varsa, onların elemlerini de gönlünde yaşar ve iki büklüm olur.
İnanan insanın nazarında her şeyin ölümü, hayat külfetinden dünyevî meşakkatlerden bir paydos olması ve onların misalî hüviyetleri, ilmî mahiyetleriyle başka âlemlerde varlıklarını sürdürmeleri cihetiyle de bir tekemmül, bir terakkî ve daha ulvî bir mahiyet kazanmaktan ibarettir.
Evet, ölüm, ebedî varolmayı sünbül vermesi ve insanı hayatın meşakkatlerinden kurtarması itibarıyla büyük bir nimet ve insana en kıymetli bir ilâhî armağandır. Ne var ki, her kemâl ve terakkî; dolayısıyla her lütûf ve mazhariyet, bir kısım imbiklerden geçmeye ve bir kısım potalarda şekillenmeye vâbeste olduğu gibi, bütün varlıklar da, böyle daimî bir erime arınma yoluyla daha üst seviyelere tırmanmaktadırlar. Meselâ: Altın madeni ve demir cevheri, ancak, eridikten ve bir bakıma ölüp yok olduktan sonra, öz ve hakikatleriyle görünme seviyesine ulaşmış olurlar. Yoksa, böyle bir ameliyeye tâbi tutulmadıkları takdirde, kendi hakikatlerine zıt bir surette, taş ve toprak hüviyetinde devam edip giderler.
Altın ve demire, diğer şeyleri de kıyas ettiğimiz zaman, anlarız ki; her şeyin bir noktada gurup edip gitmesi, eriyip tükenmesi, zâhiren yok olma gibi görünse bile, hakikatte daha yüce bir hâle intikal etmekten başka bir şey değildir.
Havanın zerrelerinden, suyun atomlarına; otların, ağaçların moleküllerinden, canlıların hücrelerine kadar her şey, fevkalâde bir şevk ve alabildiğine bir zevk içinde ölüme giderken, haddizâtında kendisi için mukadder kemâle koşmaktadır. Hidrojen ve oksijen terkibe girince husûsi mahiyetleri itibarıyla ölürler; fakat, bütün varlıklar için, en hayatî bir unsur olma yolunda ayrı bir dirilişe ererler.
Bundan dolayıdır ki, biz ölümle kayboluşa; yer değiştirme, hâl değiştirme diyoruz, ama kat'iyen inkıraz ve tükenme demiyoruz. Nasıl diyebiliriz ki; partiküllerden en büyük mürekkeplere kadar, kâinatın sinesindeki bütün çalkalanmalar, hâlden hâle intikaller, erimeler, dağılmalar hep en iyiyi, en güzeli ve en tazeyi netice verip durmaktadır. Buna dense dense, varlıkların seyahat ve tenezzühü denir; ama kat'iyen ve asla yokluğa gitmeleri denemez!..
Diğer bir zaviyeden ölüm, mülk sahibinin nazarında, vazife devir ve tesliminden ibarettir. Her varlık, kendine has çizgide, kendini varlığa erdiren Zât'ın huzurunda bir resmî geçit vazifesiyle mükelleftir. Merâsim bitip, istenilen resim ve sûretler tespit edildikten sonra, onun gitmesi; yerine başkalarının gelmesi, sahneyi monotonluktan kurtarma ve en ceyyid, en yeni şeylerle hep ona canlılık kazandırmanın gereğidir. Böylece, varlıklar, figürler gibi sahneye çıkar, kendine ait rolü oynar, söyleyeceği sözü söyler ve sonra perdenin arkasına çekilir. Tâ başkaları da kendilerine ait oyunu oynama ve soluklarını duyurma imkânını bulsunlar. "Gelen gider, konan göçer." fakat, bu gelip gitmelerde yenilikler, canlılıklar ve cazibeler meydana gelir.
Bir başka cepheden de; ölümün sessiz nasihatinde, hiçbir varlığın kendi kendine ve bizzat kâim olmadığını; her şeyin yanıp-sönen ışıklar gibi, sönmeyen ebedî bir güneşe delâlet ettiğini göstermek suretiyle, fenâ ve zevâlin öldürücü pençeleri altında, inleyen kırık gönüllere, oturaklaşma, huzura erme yolunu iş'âr etme vardır. Yani, gönlümüzü kaptırdığımız şeylerin, arkalarına bakmadan çekip gitmeleri, bizde bâki bir sevgili arama hissini uyarır. Böyle bir hissin uyanması ise, duygular dünyamızda ebediyete ermenin ilk merhalesidir. İşte ölüm, bu ilk merhaleye insanı alıp yükselten sırlı bir asansör hükmündedir.
Bundan ötürü, fenâ ve zevâle, kesip biçen bir kılıç nazarıyla bakmaktan daha çok, tımar eden, aşılayan bir el ve neşter nazarıyla bakmak daha muvafıktır. Hatta, bir bakıma, fenâ ve zevâli zâtî görmek de sakat ve hatalı bir anlayıştır. Zira, mutlak yokluk kat'iyen bahis mevzû değildir. Bilâkis her şey, bizim dar müşâhede buutlarımıza göre kaybolur, misalî ve ilmî hüviyetiyle, hâfızalarımızdan Levh-i Mahfuz'a ve nihayet bütün eşyayı kuşatan geniş daire-i ilme kadar, değişik buutlarda ve buutlar ötesi âlemlerde, farklı mahiyetlerle varlıklarını sürdürürler. Âdeta her şey, bir tohum hâlinde çürür, bir çiçek hâlinde pörsür gider; fakat, ruhu ve özü, binlerce başak ve tomurcukta devamlılığa erer. Şimdi, değişik bir zaviyeden tekrar suale dönelim. Her şey, ölüme değil de, hayata dayansaydı, yani, hiçbir şey fenâ ve zevâl bulmasaydı; varlık, varolma içinde dalgalanıp dursaydı da, eşya ve hâdiseler tek taraflı işleseydi ne olurdu?
Evvelâ, geçen hususlar, ölümün bir rahmet ve hikmet eseri olduğuna kanaat vermekle beraber, diyebiliriz ki; ölümün rahmete dayanmasına mukabil, âlemşümûl ölümsüzlük, öylesine bir abesiyet ve öyle korkunç bir felâkettir ki; eğer olduğu gibi tasvir etme imkânı olsaydı, insanlar ölüme değil de, ona ağlayacak ve ona âh u vâh edeceklerdi!..
Bir kere düşünün! Hiçbir şey yok olmadığı takdirde, daha ilk asırlarda, değil insanların yaşaması, bir sinek bile yaşama vasat ve imkânını bulamayacaktı. Canlılardan sadece karıncalar, otlardan sarmaşıklar, yeryüzünü hâkimiyetleri altında bulundurup; sonra da, hiçbir sarmaşık, çürümeseydi ve hiçbir karınca da ölmeseydi, bir asırda yeryüzünü saran sarmaşık ve karınca kalınlığı yüzlerce metreye ulaşırdı. Böylesine sevimsiz, korkunç bir tabloyu düşündükçe ölümün rahmet olduğunu, çürümenin hikmet olduğunu görmemek kabil mi?
Hele şimdi, müşâhede ettiğimiz kâinatın o akıllara durgunluk veren güzelliklerinden, kaçta kaçını karınca ve sarmaşık yumağının monoton çehresinde görebilirdik?.. En antika ve çarpıcı sanat eserlerinin teşhiri için açılan yeryüzü sergisinde bunlar mı gösterilecek!.. Her tarafta, güzelliklerinin akislerini görüp durduğumuz Muhteşem Sanatkârın hangi güzelliğini bu karanlık simâda görecektik!.. Bu sevimsiz çehrede, değil kâinatın kuruluşuna vesile âlî temâşâların bulunması, eğer yaşamaları kabil olsaydı, en sefil mahlûklar bile bu mezbelelikten kaçacaklardı..
Diğer taraftan da, bu koca kâinatın idaresinde öyle fevkalâde bir hikmet var ki, zerre miktar israf ve abesiyet göze çarpmamaktadır. En süflî ve pes şeylerden, en kıymetli şeyleri meydana getiren mutlak hikmet Sâhibi, elbette ki, hiçbir şeyi isrâf etmeyecek ve en değersiz enkâz ve kalıntıları daha başka yerlerde kullanacak ve yeni yeni âlemler icat edecektir. Hele, ruhunu ve özünü nezdine aldığı canlıların, hususîyle insanın, o ruh ve öze hizmet eden zerrelerini muhakkak ki, en iyi şekilde kullanacak ve taze taze ceyyit mahlûklar meydana getirecektir. Yoksa, önce değer verip varlığa mazhar ettiği bu nâzenin mahlûkları, enkâz hâlinde terk etmek suretiyle, âlemşümûl hikmetine aykırı icraatta bulunmuş olacaktı ki; Şân-ı Ulûhiyet bundan muallâ ve müberrâdır.
Netice olarak diyebiliriz ki; bütün eşya, tertip, tanzim, sevk ve idare edilmesi itibarıyla, selîm akıllara, zevkten anlayan gönüllere, şâirane ilhamlar bahşedecek kadar yerli yerinde ve mükemmeldir. Zerrelerin hareket ve çözülmelerinden, otların, ağaçların hâlden hâle geçmelerine; ırmakların fenâ bulma istikametinde denizlere koşmalarından, denizlerin, kendi aleyhlerine buharlaşıp bulutlara yükselmelerine kadar; hatta, oradan da baş aşağı, yeniden zemîne inerek toprağın bağrında eriyip gitmelerine kadar, her şeyin ciddî bir şevk içinde, bir keyfiyetten daha âlî diğer bir keyfiyete doğru koştuğu müşâhede edilmektedir.
"Ne âlemdir bu âlem aklı, fikri bî-karar eyler, Hep i'câzât-ı kudret pîş-i çeşmimde güzâr eyler, Semâvî handelerdir gökyüzünden Hak nisâr eyler, Serâser nurlardan renklerle istitâr eyler, Çemendir, bahrdır, kühsârdır, subh-ı rebîdir, Bu yerlerde doğan bir şâir olmak pek tabiîdir."[1] (Abdülhak Hâmid)-------------------------------------------------------------------------------- Âlemşümûl: Evrensel Ba'sü ba'de'l-mevt: Öldükten sonra tekrar dirilmek Ceyyid: İyi, latif, hoş İnkıraz: Tükenme, bitme Levh-i Mahfuz: Olmuş ve olacak her şeyin yazıldığı levha, Allah'ın (cc) takdir buyurduğu hükümlerin yazıldığı ana kitap Tenezzüh: Gezinti
[1] Bu âlem öyle bir âlemdir ki; insanın aklını fikrini kararsız kılar. Kudretin bütün mucizeleri gözümün önünden gelir geçer. Gökyüzünden Hakk'ın saçıp dağıttıkları, semâvî tebessümlerdir. Baştan başa nurlardan renklerle perdeler. Çimendir, denizdir, dağlıktır, bahar sabahıdır. Bu yerlerde doğanın şâir olması pek tabiîdir. Sızıntı, Şubat 1981, Cilt 3, Sayı 25
|
|
|
|
|
462
|
Genel Kategori / İslâm ve İnsan / Hiç Ölmeyecekmiş Gibi Dünyaya, Yarın Ölecekmiş Gibi Ahirete Çalışınız
|
: 06 Ağustos 2008, 17:33:35
|
"Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışınız." deniyor. Bu söz hadis midir? Şayet hadis ise bunu nasıl anlamalıyız? Hadis diye Allah Resûlü'ne isnat edilen bu söz, Efendimiz'in sözü değildir. Ancak bu lafızlarla olmasa da, buna benzer ifadelerle, meselâ, "Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış. Yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol." şeklinde rivayet edilen başka bir hadis vardır ki, o da yine zayıf olarak nitelendirilmektedir.
Evvelâ, hadis kriterleri bakımından, bu hadisin senedi tenkit görmüş, bu sebeple itibar edilmemiş ve zayıf bir hadis olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla isnat açısından, uydurma olma ihtimaline binaen itibar edilmemesi gerekir.
İkinci olarak, hadisin ifade ettiği mânâ, Kur'ân-ı Kerim'in nasslarına da aykırıdır. Zira Kur'ân-ı Kerim'de, "Allah'ın sana ihsan ettiği bu servetle ebedî ahiret yurdunu mamur etmeye gayret göster, ama dünyadan da nasibini unutma !" (Kasas sûresi, 28/77) buyrulmaktadır.
Bu âyet-i kerimeden açıkça anlaşılacağı gibi Kur'ân, dünyaya dünya kadar, ahirete de ahiret kadar çalışılmasını istemektedir. Vâkıa, mü'minlerin dünyaya ait işleri de ahiret hesabına olduğundan o da bir mânâda ahiret sayılır. Yani onlar, dünya için çalışırlar, kazanırlar ve kazandıklarıyla Allah yolunda işler yaparlar. O da ahiret için olur ve ahiret hesabına geçer. Ancak burada esas olan husus, bütün himmetin ahirete tevcih edilmesi ve dünyanın ahiret hesabına işlettirilmesidir. Yoksa hadis diye söylenen sözde ifade edildiği gibi dünyanın zatına değer vermek şeklinde değil.
Son söz olarak şunu ifade etmekte fayda var:
Hadis diye rivayet edilen bu söz, hem rivayet ve hem de dirayet bakımından tenkide açık bir sözdür. Ne var ki, günümüz insanının, Efendimiz'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) şerefsüdur olan pek çok sahih hadis-i şerif dururken, itibar edip daima elden ele dolaştırdıkları bu ve buna benzer sözler gösteriyor ki, ihtimal bunlar bazı insanların dünya düşüncelerine muvafık geldiği için ısrarla üzerinde durup bunları yaymaktadırlar.***
|
|
|
|
|