+ Bisohbet.Com Dizifilm özetleri film fragmanları dizi film oyuncu resimleri
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
A - 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 - 22 - 23 - 24 - 25 - 26 - 27 - 28 - 29 - 30 - 31 - 32 - 33 - 24 - 35 - 36 - 37 - 38 - 39 - 40 -
Bisohbetimiz 4. Yaşında Nice Yıllara Bisohbet

Bisohbet Genel Duyuru
DUYURU  : Telif haklarini ihlal eden her turlu materyal Bisohbet'te Yayinlanamaz ve Dagitilamaz! Please Read! Legal disclaimer and notice.
Bisohbet Paylaşım Forumlarında Dizifilm, Program, Mp3, veya herhangi illegal içerikli unsur paylaşımı yapılmamaktadır. Bölümlerimizde bulunan konular tanıtım ve bilgi amaçlı olup download linkleri verilmemektedir. Telif haklarını ihlal eden bu tür paylaşım konuları uyarılmaksızın kaldırılacaktır.. Daha Fazla bilgi için lütfen Forum kurlları'nı okuyunuz!
 Önemli: Bu sitede dizifilm download film divx paylaşımı yada herhangi bir illegal ve telif haklarını ihlal eden unsurun paylaşılması yasaktır.!
  Mesajları Göster
Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 [10] 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 ... 705
145  Genel Kategori / Kutlamalar / [c]: "^" KADİR GECENİZ Mübarek olsun "^" : 26 Eylül 2008, 11:40:57
Allah razı olsun..Hepimizin Kadir Gecesi mübarek olsun..Rabbim gecenin feyzinden sonuna kadar istifade edebilen kullarından eylesin bizi..
146  Genel Kategori / Efendimiz Hz. Muhammed (Sav) / [c]: Bu Evde Her Gece Güllerin Efendisi Bekleniyor : 26 Eylül 2008, 11:37:09
Allah razı olsun Turkuaz.. Smiley


147  Genel Kategori / Serbest Kürsü / [c]: duanızı esirgemeyin... : 25 Eylül 2008, 21:01:10
Allah şifa versin arkadaşım..İnşallah çok yakın zamanda eski sağlığına kavuşur..Allah katında ne ifade eder bilmem ama dualarımız annenle.. Wink
148  Genel Kategori / Ramazan Özel - illere Göre iftar Vakitleri / [c]: Bisohbet Ramazana Özel Hatim Kampanyası : 25 Eylül 2008, 18:55:57
Arkadaşlar yarın son gün..Eğer bitirdiyeseniz bildirmenizi bitirmediysenizde yarın akşam namazına kadar bitirmenizi rica ediyorum..Kalan cüzlerde okuyamayacağınız varsa buraya yazarsanız yardım etmeye çalışırız..Rabbim yar ve yardımcınız olsun..Rabbim kabul etsin.. Wink
149  Genel Kategori / Ramazan Özel - illere Göre iftar Vakitleri / [c]: Bisohbet Ramazana Özel Hatim Kampanyası : 24 Eylül 2008, 10:42:08
Allah razı olsun, kabul etsin inşallah absu.. Wink
150  Genel Kategori / İslâm ve İnsan / Kur'ân Okurken Nelere Dikkat Etmeli : 23 Eylül 2008, 22:38:20
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Mehmet Paksu,Kur'ân-ı Kerim okuma adabını yazdı.İşte Kur'an okurken dikkat edilmesi geren kurallar...

Kur'ân Peygamberimize indi. İlk olarak Kur'ân okuyan insan o idi. Buna karşılık en çok Kur"an okuyan da Peygamberimizdi. Peygamberimiz insanları inanç bakımından Kur'ân okuyan ve okumayan olarak iki meyveye ve iki bitkiye benzetiyor Hadis-i şerifi kendisi de bir Kur'ân ehli olan Ebû Mûsa el-Eş'arî naklediyor. Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Kur'ân okuyan mü'min, kokusu hoş ve tadı güzel portakal gibidir. "Kur'ân okumayan mü'min de, tadı güzel kokusu olmayan hurma gibidir. "Kur'ân okuyan münafık, kokusu güzel ve tadı acı olan reyhan bitkisi gibidir. "Kur'ân okumayan münafık ise, kokusu olmayan ve tadı acı Ebû Cehil karpuzu gibidir."

Hadiste ifade edildiği gibi, Kur'ân okuyan ve okumayan mü'minin hali bellidir. Her ikisi de derecesine göre güzeldir; fakat inancı bakımından içten pazarlıklı münafığın durumu içler acısıdır. Böyle bir insan Kur'ân okusa da, Kur'ân'ın kendisine bir faydası yoktur, çünkü kalbi imandan mahrumdur. Kendisi yanan, tükenen, etrafını aydınlatan, fakat ışıktan ve nurdan mahrum kalan bir mum gibidir.

Kur'ân'ın kendine has bir okuma adabı vardır. Kur'ân'dan iyice istifade etmek için belli başlı şu kurallara uymaya çalışmalıdır.

1. Kur'ân okumaya başlamadan önce derlenip toparlanmalı. Kur'ân okuyan kimse Kâinatın Sahibinin yüce kelâmını okuduğunu, Ona yalvarıp yakardığını, Ona dua ve niyazda bulunduğunu, Onunla konuştuğunun bilincinde olduğunu hatırlamalı.

2. Kur'ân-ı Kerîm yüzünden okunacaksa abdestli olmalı, ezbere okumak için abdest şart değil.

3. Kur'ân okurken kıbleye dönmeli.

4. Bir âyet dahi olsa Kur'ân okumaya başlarken Eûzü-Besmele söylenmeli.

5. Kur'ân'ı bir kalb ve gönül rahatlığı içinde huşû ile okunmalıdır.

6. Kur'ân okurken geçmiş peygamberlerin ve ümmetlerin başından geçenlerden ibret almalıdır.

7. Kur'ân'ı açık açık, tane tane, harflerin çıkış yerine ve tecvid k‡idelerine uyarak, aceleye getirmeden okumaktır.

8. Kur'ân okurken bir rahmet âyeti geldiği zaman Allah'ın rahmetine el açmalı; azap âyeti geçince de Allah'a sığınmalı.

9. Kur'ân okurken ciddiyeti bozan davranışlardan uzak durmalı.

10. Kur'ân okumak için mümkünse sâkin bir vakti seçmeli. Yorgun argın bir vaziyette okunan Kur'ân'dan fazla zevk alınmaz.

11. Kur'ân okurken gürültüden uzak bulunmaya çalışmalı. Hiçbir ihtiyaç yokken Kur'ân okumayı kesip konuşmamalı.

12. Okumayı kesmek veya tamamlamak gerektiğinde Cenâb-ı Hakkın yüce kelâmını tasdik anlamında "Sadakallâhü'l-azîm (Yüce Allah doğru söyledi)" denmeli.

13. Kur'ân okuması bittikten sonra Mushaf'ı açık tutmamalı, üzerine bir şey koymamalı, yüksekçe bir yere bırakmalı.

14. Kur'ân okurken sonlara doğru yaklaşınca Duhâ Sûresinden Nâs Sûresine kadar bütün sûreler arasında tekbir getirilmeli. Daha sonra da hatim tamamlandığında hatim duâsı yapmalı.


MEHMET PAKSU/BUGÜN
151  Genel Kategori / Efendimiz Hz. Muhammed (Sav) / Efendimiz'in Yatmadan Okuduğu Dualar : 23 Eylül 2008, 22:11:38
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Peygamber Efendimiz gecenin son üçte birine doğru uyanırdı...

Peygamber Efendimiz gecenin son üçte birine doğru uyanırdı. Cihana bedel gözlerindeki uykuyu eliyle silerek doğrulur ve "Bizi öldükten sonra dirilten Allah’a hamd olsun. Yeniden diriltip huzurunda toplayacak da O’dur." diye dua ederdi. Bazen Medine’nin berrak gökyüzüne bakarak, l-i İmrân Sûresi’nin son on bir âyetini okurdu. Sağ tarafından başlayıp gömleğini giyer ve ilk iş olarak inci dişlerini misvâklardı. Abdest bozacağı yere yaklaştığı sırada "Allah’ım! Her tür şeytandan (kötülüklerden ve günahlardan) sana sığınırım." diye dua eder, oradan uzaklaşırken "Allah’ım! Beni bağışlamanı dilerim."

Anlamında "Gufrânek" derdi. (Tirmizî, Tahâret 7) Abdest alıp teheccüd namazına başlardı. Canlı ve coşkulu bir ibadetten sonra mübarek bedeni yorulduğu için yeniden istirahata çekilirdi. Ayrıca geceleri Bakî Mezarlığı’na gider, vefat eden ashâbına dua ederdi. Çok önem verdiği bu görevi hiç ihmâl etmezdi. Sabaha doğru müezzin, Resûlullah’ın evine iki defa uğrardı. Birincisinde namaz vaktinin girdiğini haber verir, o zaman Efendimiz tekrar kalkıp sabah namazının iki rekat sünnetini kılar, sağ tarafına uzanıp dinlenirdi. Müezzinin ikinci gelişinde mescide çıkıp kendisini bekleyen ashâbına sabah namazını kıldırırdı. (Buhârî, Teheccüd 23) Namaza başlamadan önce safların ip gibi düzgün tutulmasını tavsiye eder, bazen sahabilerin omzuna dokunarak herkesi bir hizaya getirirdi. (Müslim, Salât 122- 128)

                                                                         ASHABIYLA SOHBET EDERDİ

Ortalık iyice aydınlanmadan namaz kılınmış olur, kadınlar geldikleri gibi sessizce evlerine döner, âcil işi olmayan erkekler Peygamberimizle beraber olmak, onun gül yüzüne doya doya bakmak için yerlerinden ayrılmazlardı. Mihrapta bağdaş kurup oturan Efendimiz güneş doğuncaya kadar ashâbıyla sohbet ederdi. (Müslim, Mesâcid 286) Bazen ashâbına o gece gördükleri rüyayı sorar, rüyalarını tâbir ederdi; rüya gören olmamışsa kendi rüyasını anlatırdı. Zira Peygamberimiz rüyalarda önemli olayların ipuçlarını bulur, mü’minin gördüğü rüyanın peygamberliğin kırk altıda biri olduğunu söylerdi. (Buhârî, Ta’bîr 2)

                                                                          EVİNE BESMELEYLE GİRERDİ

Peygamber Efendimiz daha sonra eve döner, besmele çekerek içeri girer, sol tarafından başlayıp ayakkabısını çıkarır, ev halkına selâm verirdi. Eve besmeleyle girildiğinde şeytanın üzüldüğünü, adamlarını "Artık burada kalamazsınız." diye uyardığını söylerdi. (Müslim, Eşribe 103) Eve girerken "Allah’ım! Senden hayırlı giriş, hayırlı çıkışlar niyaz ederim. Allah’ın adıyla girdik, Allah’ın adıyla çıktık ve Rabb’imiz olan Allah’a tevekkül ettik." der, içeri girer girmez yine dişlerini misvâklardı. (Müslim, Tahâret 43, 44) Sonra hanımına evde yiyecek bir şey olup olmadığını sorar, yiyecek bir şey yoksa oruca niyet ederdi. (Müslim, Sıyâm 169, 170) Eline geçeni yoksullarla paylaştığı için yiyecekleri sık sık tükenir, evlerinde haftalarca yemek pişmediği olurdu. Aişe annemizin dediği gibi böyle zamanlarda hurma ve su ile veya komşuların gönderdiği yiyeceklerle yetinirlerdi. Bazen evde birkaç arpa ekmeğiyle sirkeden başka bir şey bulunmaz, Peygamberler Sultanı "Sirke ne güzel yiyecektir." diyerek ekmeğini sirkeye banıp yerdi. Gün olur bir tabak yemekle, gün olur birkaç hurmayla idare ederdi. Bir şey yerken besmele çekmeyi, sonra da "elhamdülillah" demeyi hiç ihmal etmezdi.

                                                                          HANIMINA YARDIM EDERDİ

Evde bulunduğu saatlerde eşlerine her konuda yardım ederdi. Gerekirse evi süpürür, hayvanları sağar, elbisesini yamar, kendi işini kendi yapardı. (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 256) Her sabah onların hatırını sorar, ihtiyaçlarını öğrenir, sonra da bunları temin ederdi. Bu maksatla evden çıkarken önce sağ, sonra sol ayakkabısını giyer, "Allah’ın adıyla çıkıyorum. Allah’a güveniyorum. Günahlardan korunmaya güç yetirmek, ibadet ve tâate kuvvet bulmak ancak Allah’ın yardımıyladır." anlamında "Bismillah, tevekkeltü alellah, velâ havle velâ kuvvete illâ billâh." derdi. Yolda karşılaştığı kimselere selâm verip tokalaşırdı. Duha namazı diye de anılan kuşluk namazını hiç ihmal etmezdi. Öğle sıcağı iyice bastırınca kaylûle yapar yani öğle uykusuna yatardı. Sevdiği kimselerin evinde de kaylûle yaptığı da olurdu.

                                                                         HASTALARI ZİYARET EDERDİ

Vaktinin önemli bir kısmı Mescid-i Nebevî’de geçerdi. Müslümanlarla orada görüşüp sohbet eder, sorularını cevaplandırır, öğüt isteyenlere öğüt verirdi. Önemli bir duyuruda bulunacağı zaman herkesi orada toplar, ganimet mallarını dağıtır, göndereceği heyetleri, askerî birlikleri, tayin edeceği kumandanları, valileri, zekât memurlarını, dini öğretecek muallimleri belirler, yabancı heyetleri kabul eder, onları orada veya mescidin yanında kurulan çadırlarda ağırlardı. Hasta olanları sorup öğrenir, onları evlerinde ziyaret ederdi. Dargın olanları barıştırmaya çok önem verir, evleri uzakta bile olsa, yanına birkaç kişiyi alarak oraya gider, barışmalarını sağlardı. Sahâbîler, evlerinde Resûlullah’ın namaz kılmasını, böylece yuvalarının bereketlenmesini isterler, yemek ikram etme bahanesiyle onu davet ederlerdi.

O da kimseyi kırmaz, istedikleri yerde namaz kılardı. Şayet orası Mescid-i Nebevî’ye uzaksa, namaz vakti de girmişse, evdekilere imam olup namazı kıldırırdı.

                                                                         SAĞ TARAFINA YATARDI

Yatsı namazı kılındıktan sonra önemli bir işi yoksa, kardan beyaz dişlerini temizleyip abdestini alır, yatağına gider, İhlâs ve Muavvizeteyn’i yani Kulhüvallâhüahad ile Kul eûzüleri okuyup ellerine üfler, sonra da ellerini yüzüne ve vücuduna sürerdi. Yavaşça sağ yanına uzanır, mis kokulu avucuna gül yanağını koyar ve bazı dualar okurdu. Kimi zaman kısaca "Allah’ım! Senin adınla ölür, senin adınla dirilirim." Anlamında "Allâhümme bismike emûtü ve ahyâ." der (Buhârî, Daavât 7, 8 ) bazen daha uzun dualar okur, sonra kendisini bir tür ölüm kabul ettiği uykunun kollarına bırakıverirdi.

                                                                                     BİR NÜKTE

Hazreti Süleyman bir karıncanın bir senede ne yiyeceğini sormuş. "Bir buğday" demişler. O da denemek için karıncayı bir kutuya koymuş ve içine de bir tane buğday atmış. Bir sene sonra açıp baktığında kutuda karınca ve buğdayın yarısı varmış. Karıncaya sormuş: "Sen senede bir buğday yemez miydin?". "O, rızkımı Allah verirken öyle idi. Ama rızık senin vasıtanla gelince senin ileride ne yapacağını bilemedim ki onun için ihtiyatlı davrandım."

                                                                                       BİR DUA

Ey merhametlilerin en merhametlisi! Ey tövbeleri kabul eden ve dualara karşılık veren Rabbimiz! Sana yöneldik. Peygamberimiz’i şefaatçi yapıyor, ellerimizi O’nun mübarek ellerinin altında tutuyor ve istediklerimizi öylece istiyoruz. Günahımız çoktur ama Senin rahmetin her şeyi aşkındır. Bize rahmetinle muamele et.Bugün


152  Genel Kategori / İslâm ve İnsan / [c]: Günün Ayeti,Günün Hadisi,Günün Sözü,Günün Menkibesi : 23 Eylül 2008, 17:18:54
Günün Ayeti

Rum - 39 
 
İnsanların malları içinde artsın diye faizle her ne verirseniz, Allah katında artmaz. Ama Allah'ın hoşnutluğunu isteyerek her ne zekat verirseniz; işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat arttıranlardır. 

 




Günün Hadisi

Resulullah (sas) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri diyor ki: "Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sadır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey Ademoğlu! Bana arz doluşu hata ile gelsen, sonunda hiçbir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım." (Tirmizi, Da'avat 106) 



Günün Sözü

Resulullah (sas), "Mü'minin mü'min karşısındaki konumu, parçaları birbiriyle sımsıkı kenetlenmiş bir binanın durumu gibidir." buyurdu ve bu hakikati ifade ederken iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek kenetledi. (Yani; mü'minlerin de bu şekilde birbiriyle sıkı bir dayanışma içinde olmaları gerektiğine dikkat çekti.) (Buhari, Salat 88) 



Günün Menkibesi

Sultan Murat Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar : 
 
 
 
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?

- Akşam garip bir rüya gördüm.

- Hayırdır inşallah?..

- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.

- Nasıl yani?

- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah

hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri,

kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya,Zeyrek'ten

aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir

dikkatle bakınır. işte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine

batar. Sorarlar;

- Kimdir bu? Ahali:

- Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın meyhuşun biri

işte!..

- Nerden biliyorsunuz?

- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.

Bir başkası tafsilata girer;

- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkardır. Azaplar

Çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını

içkiye, fuhuşa nerde namlı harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine,

hem de mimli kadın varsa takar peşine

Hele yaşlının biri çok öfkelidir.

- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir

cemaatte gören olmuş mu?..

Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdili kıyafet

mollalar kalırlar mı ortada!..Tam vezir de toparlanıyordur ki

padişah yolunu keser:

- Nereye?

- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem...Ama biz

gidemeyiz,şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek.

- iyi ya, saraydan birkaç hoca yollar kurtuluruz vebalden.

- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.

- Aman efendim, nasıl kaldırırız?

- Basbayağı kaldırırız işte.

- Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var.

Tekfini,telkini... Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane

bulmalıyız.

- şurada bir mahalle mescidi var ama...

- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?

- Ne bileyim, Ayasofya'dan Süleymaniye'den, en azından Fatih

Camii'nden..

- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak

istemem.Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim...

Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut

bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir

güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur

aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm

okunur dudaklarında.... Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin

de keza... Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına

yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha... Bir ara vezir

sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.

- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...

- Nasıl yani?..

- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik

cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..

- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi

dolanıp geleyim.

Vezir cüzüne, tespihine döner, padişah garip maceranın

başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini

bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki

bu vefatı bekler gibidir.

- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.

Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar. şakaklarına dayar... Ağlar

mi? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra

silkinip çıkar hayal dünyasından...

- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir... Bizim

efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama

birinin elinde şarap şişesi görmesin;elindekini avucundakini verir

satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..

- Niye?

- Ümmeti Muhammed içmesin diye...

- Hayret...

- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben

sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi

dinleseniz gerek... O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım

onlara...Mızraklı ilmihal.Hücceti İslam okurdum...

- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...

- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak

mescitlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi.

Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...

- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?

- işte bu yüzden Nişanci'ya, Sofulara uzanırdı ya... Hatta bir

gün;

- Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama

komşular kötü belleyecek. inan cenazen kalacak ortada...

- Doğru, öyle ya?..

- Kimseye zahmetim olmasın, deyip mezarını kendi kazdı

bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim

yıkasın, kim kaldırsın?

- Peki o ne dedi?

- Önce uzun uzun güldü, sonra;

- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?

Allahü tealinin öyle kulları vardır ki, halk onları bilmez.

Hoş, bazen kendileri de makamlarının farkında değillerdir. Hulus-u

kalp ile boyun büker ümmeti Muhammet'e,halifeyi müslimine dua

ederler. Samimi niyazları ile zırh olurlar sultana... Bir seher

vakti gözyaşı ile yapılan dua, binlerce topun yapamadığını yapar.

Kralları yıkar, kaleleri parçalar.

İşte NALINCI BABA o adsız sansız Allah dostlarından biridir.

Asıl adı Muhammed Mimi Efendidir. Bergamalıdır. 1592 yılında vefat

etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü. Ve mübareği evine

defnetti.

Kabri üzerine bir kubbe, içine bir çeşme koydurdu. Dahası bir

tekke ile yaşattı adını. Türbesi Unkapanı'nda,Cibali Tütün

Fabrikası'nın arkasında, Harabzade Camii karşısındadır......
 
 

















153  Genel Kategori / İslâm ve İnsan / [c]: Diyanet'ten 'MP3 İndirme' Fetvası : 23 Eylül 2008, 16:45:29
Var tabii olmazmı..Sen durumu anlat değerlendirelim.. Smiley


Hadisi Şerif


"İşçiye ücretini alın teri kurumadan veriniz."

İbn Mace: Ruhun 4.
154  Eğlence / Komik Resim / Yurdum İnsanı Derleme : 22 Eylül 2008, 15:24:25
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın
155  Genel Kategori / İslâm ve İnsan / Diyanet'ten 'MP3 İndirme' Fetvası : 22 Eylül 2008, 15:14:03
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Diyanet ve ilahiyatçılar "İnternetten korsan MP3 indirmek kul hakkına giriyor mu ve günah mı?" konusunda bakın hangi karara vardı?

Yeni Asır gazetesi'nde yer alan habere göre, müzik sektörünü batma noktasına getiren "MP3" konusunda, Diyanet ve ilahiyatçılar "İnternetten korsan MP3 indirmek kul hakkına giriyor ve günah" görüşünde birleşti.

1990'lı yıllarla birlikte, bilgisayarda insan kulağının duyamayacağı frekansların silinmesi ve böylece bir şarkının birkaç megabit veriye dönüştürülmesinin yolu açıldı. Bu teknolojiyle oluşturulan MP3 dosyalar, artık tüm dünyada hiç bir bedel ödemeksizin internetten indiriliyor. Yeni albümlerden klasiklere kadar her tür müzik de bu yolla edinilebiliyor.

Haklarını korumaya çalışan müzik yapımcıları ve sanatçılara bir destek de Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'ndan geldi. Bir başkası tarafından üretilmiş herhangi bir ürünün rızası olmadan alınamayacağını, internetten indirilemeyeceğini söyleyen Bardakoğlu, "Telif haklarına riayet, dinen gereken bir husus. Çünkü emeğe saygının bir parçası. Telif haklarını korumamız lazım. Başkasının yazdığını onun izni, onayı olmadan indirerek onu kendinize mal etmek doğru değil. Bir insanın emeğinin rızası dışında elinden alınması doğru değil" dedi.
156  Genel Kategori / Ramazan Özel - illere Göre iftar Vakitleri / Son Günleri Nasıl Değerlendirmeli? : 22 Eylül 2008, 15:09:55
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Onbir ayın sultanı geldi geçiyor bile... Fethullah Gülen Hocaefendi "Ramazanın son günlerini nasıl değerlendirebileceğimizi anlatıyor.

Soru: Zikir mülahazasını günlük işlerimiz arasına nasıl içirebiliriz?

Cevap: Sofîlerce, Allah’ın ad ve unvanlarının teker teker veya birkaçının bir arada anılması ve tekrar edilmesi şeklinde anlaşılan zikir; anmak, hatırlamak, varlığın koridorlarında gezerken hemen her nesneden Allah’a ait bir mesaj almak ve O’nu ins-cin herkese ilan etmek demektir. Cenâbı Hakk’ı mübarek isimleriyle yâd etmek, sıfât-ı Sübhâniyesiyle anmak, ef’âl-i ilâhiyesiyle hatırlamak ve “Allah şu isleri nasıl da bin bir hikmetle yapıyor” diyerek takdir ve minnet hislerini ifade etmektir zikir.

Zikir, bazen mücerret bir yâd etme şeklinde olur; bazen de onunla beraber bir fikir ve tefekkür de bulunur. Bazen kalbinizde takdir ve tebcil hisleri coşar ve Allah’ın ululuğunu, azametini temâşâ ettiğiniz o an içinizden “Allahu Ekber” demek gelir. Bazen, O’nun sonsuz nimetlerinin sağanak sağanak boşalması karşısında gönlünüzde “Elhamdulillah, elminnetü lillah, eşşükrü lillah” diye bağırma, Cebâbı Hakk’a minnet ve şükranlarınızı ifade etme arzusu hasıl olur. Bir başka zaman, Allah Teâlâ’yı şerikten, nazîrden, zıdd u nidden tenzih sadedinde ya da bazı insanların bir kısım işleri falana, filana veya kendilerine isnâd etmeleri karşısında, “Her şeyin fâili Allah’tır; O, işine başkalarının karışmasından muallâdır, müzekkâdır, O Sübhândır” der, “Sübhânallah” diye haykırmak istersiniz. Mesela, bir belgeselde, insan fizyolojisiyle, anatomisiyle ya da ruhun fizikî yapı üzerindeki tasarruflarıyla alakalı baş döndüren icraât-ı sübhâniyeyi gördüğünüz zaman, ard arda “Sübhânallah” sözü dökülür dudaklarınızdan; Allah’ı anarsınız, “Ne büyüksün Rabbim, Sen Ahsenü’l-hâlıkînsin” demek gelir içinizden. Bir musibete maruz kaldığınız ya da bir belanın def’ ü ref’ini gördüğünüz zaman da, yine O’nun merhameti, hıfzı ve inayeti ile alakalı mülahazalar gelir aklınıza; gelir de siz “Yâ Fârice’l-hemm, yâ Kâşife’l-gamm” yakarışlarıyla bir kere daha O’nu yâd eder ve “Ey sıkıntı ve tasaları kaldıran, ey gam ve kederleri gideren” diyerek O’na yönelirsiniz. Bunların herbiri, değişik şekillerde O’nu zikretme demektir ve hadiselerin insan gönlünde tetiklediği duygularla meydana gelen zikirlerdir.

Bütün Azalarla Zikir
Zikir, hem dil, hem kalb, hem beden, hem de vicdanla yerine getirilen bir vazife ve bir kulluk borcudur. Cenâbı Hakk’ı o güzel isimleriyle, kudsî sıfatlarıyla yâd etmek, O’na hamd ü senâda bulunmak ve tesbîh u temcîdlerle gürlemek, yerinde Kitab’ı okumak, yerinde de aczini, fakrını duâ ve münâcât lisânıyla ilân etmek... dil ile yapılan birer zikirdir. Allah’ın varlığına dair delillerin mülâhazasıyla oturup kalkmak, enfüsî ve âfâkî yollarla varlık ve varlığın perde arkası sırlarını araştırmak; varlık kitabında sürekli parlayıp duran ve her an bize ayrı ayrı şeyler fısıldayan ilâhî isim ve sıfatları düşünmek ve basiret yoluyla uhrevî güzellikleri temâşâ etmek de bir kalbî zikirdir. İlâhî emir ve yasakları, kulluk adına yapılan teklifleri vicdanında hissederek, iştiyakla emirlerin ifâsına koşmak ve derin bir mes’ûliyet şuuruyla yasaklardan kaçınmak da bedenî zikirdir.

Öyleyse, bizim bütün ibadetlerimiz, zekatımız, orucumuz, haccımız ve namazımız da birer zikirdir. Mesela, namaz, potansiyel olarak hatırlatıcı bir güce sahiptir. Namaz kılmak, Cenâbı Hakk’ın emrine bir riâyettir ama aynı zamanda Allah’ı anmaya da bir vesiledir. Kur’ân-ı Kerim, “Ve ekımi’s-salâte lizikrî: Beni hatırlamak için namaz kıl.” mealindeki âyetle bu hakikati hatırlatır.

Ayrıca, Kur’an’ı Kerim mealen şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde, düşünen insanlar için ayetler vardır. Onlar ki, Allah’ı kâh ayakta divan durarak, kâh oturarak, zaman zaman da yanları üzere uzanmış olarak zikreder, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve derler ki: “Ey büyük Rabb’imiz! Sen bunları gayesiz, boşuna yaratmadın. Seni bu gibi noksanlardan tenzih ederiz. Sen bizi o ateş azabından koru!” (Âl-i İmran, 3/190-191) Ayet-i kerimelerde zikirden sonra tefekkür nazara verilmekte ve zikir tefekküre bağlanmaktadır. A yaktayken, oturuyorken ve uzanmışken Allah’ı zikreden, uzanmış haldeyken bile bir iç anışla da olsa O’nu zikretmelerini kesmeyen ve hayatlarının her safhasını, hemen her faslını zikirle derinleştiren insanların, ömürlerini sürekli zikir-fikir arası seyahatlerle mânâlandırdığı ifade edilmektedir.

Bu ayet-i kerimeyle ve zikir-fikir münasebetiyle alakalı olarak Hazreti Âişe der ki: Bir gün Rasûlullah yanıma geldi ve “Âişe, bu gece Rabbime ibadet etmem için bana izin verir misin?” buyurdu. Ben de, “Ey Allah’ın Rasûlü, ben senin yakınlığını da severim, isteklerini de.” dedim. Kalktı, odadaki su ibriğine vardı, abdest aldı, suyu çok da dökmedi, sonra namaza ve Kur’ân okumaya başladı. Çok geçmedi ki ağlamaya durdu. O kadar ağladı ki gözyaşlarının yeri ıslattığını gördüm. Sonra Bilâl geldi, kendisine sabah namazını bildiriyordu. Baktı ki O ağlıyor, “Ey Allah’ın Elçisi, dedi, Allah Teâlâ senin geçmiş ve gelecek günahını affetmiş olduğu halde ağlıyor musun?” “Ey Bilâl, buyurdu, şu halde ben şükreden bir kul olmayayım mı?’ Bundan sonra buyurdu ki, ‘Nasıl ağlamayayım, Allah Teâlâ bu gece “inne fi halkıssemâvâti vel ard...” ayetini indirdi. Rasûlullah bunu söyledi, sonra da “Vay onu okuyup da, o konuda tefekkür etmeyenlere! Vay onu çeneleri arasında çiğneyip de onun hakkında derince düşünmeyenlere!” buyurdu.

Her Zaman ve Her Yerde Zikir
Evet, demek ki, zikir için herhangi bir hususi mahal yoktur. Kuran’ı Kerim “kıyâmen, kuûden ve alâcunûbihim” dediğine göre, demek ki insan ayakta, rüku’da, otururken ya da yatarken de Allah’ı zikredebilir. Nitekim, yatağa girdiğimiz veya uyumaya hazırlandığımız zaman, hadis-i şeriflerden anlaşıldığına göre, elimizi başımızın altına koyup, sağ tarafımız üzerine uzandıktan sonra, “Allahümme inni eslemtü nefsî ileyk...” sözleriyle başlayan ve “Allahım, rahmetini umarak, azabından korkarak kendimi Sana teslim ettim, yüzümü Sana çevirdim, işimi Sana ısmarladım, sırtımı Sana dayadım. Senden başka sığınılacak, Senden başka güvenilip dayanılacak yoktur. Allahım, indirdiğin Kitab’ına, gönderdiğin Peygamberine iman ettim. Allahım, kullarını dirilteceğin gün beni azabından koru. Senin isminle ölür ve yine onunla dirilirim.” şeklinde kabaca mealini verebileceğimiz duayı okuyor ve yatarken de O’nu zikretmiş oluyoruz. O an başka şeyler söylememize de hiçbir mani yoktur. Mesela, Peygamber Efendimiz’in, Hazreti Fatıma ve Hazreti Ali’ye tavsiye buyurduğu gibi 33 kere “Sübhanallah”, 33 kere “Elhamdulillah”, 34 kere “Allahu Ekber” dememiz de mümkündür ve bu da bir zikirdir. Bundan dolayı, Allah’ın azameti, ululuğu ve üzerimizdeki hakları açısından zikrin zeminini Kitab’ın ve Sünnet’in genişlettiği ölçüde geniş tutmak lazımdır. Çünkü, Cenâbı Hakk’ın lütufları çok geniş dairede bize geliyor, çok geniş dairede O’nun ululuğunu görüyor ve nimetlerine mazhariyetimizi duyuyoruz; duyuyor ve aynı genişlikte “Sübhânallah! Elhamdulillah, Allahu Ekber” demek geliyor içimizden. Bu açıdan, zikir alanını da elden geldiğince geniş tutmamız gerekir. Yaptığımız her şeye O’nun adıyla başlayıp her işi O’nun adıyla bitirmemiz ve konuştuğumuz şeylerde de sözü evirip–çevirip O’na getirmemiz icab eder ki bu da bir manada zikirdir.

Hususiyle, iradenin hakkının verilmesi gereken yerlerde, yani insanın zorlandığı durumlarda meseleyi getirip O’na bağlamak zannediyorum daha çok sevap kazandırır. Yani birileri insanları laubâliliğe, mâlâyânî, boş, lüzumsuz, hatta zararlı şeylere çağırabilir. Yedinci Söz’de dendiği gibi, “Hey, arkadaş! Gel, gel, beraber işret edip keyfedelim. Şu güzel suretlere bakalım. Şu eğlendirici sözleri dinleyelim. Şu tatlı yemekleri yiyelim.” diyebilir. İşte insan, değişik dalaverelerle, lehv ü lağve (boş ve faydasız işlere) çağırıldığı bir yerde, iradesinin hakkını vererek zirek durursa, “Hayır, Allah’ı analım, sohbet-i Cânanla şenlenelim” derse, isterseniz bir iç isyan, iç başkaldırma da diyebilirsiniz, boş ve gereksiz şeylere karşı bir iç başkaldırma tavrı sergilerse o durumda ve bu şekilde bir yönelme iradîdir, diğerlerinden daha güçlü ve daha makbuldür.

Burada istidrâdî olarak bir hususu arz edeyim: Değişik maniler ve engeller karşısında zorlandığınız ama her şeye rağmen hakkıyla yerine getirdiğiniz zikir, fikir ve ibadet gibi mükellefiyetler, düz ibadet, düz zikir ve düz fikir de diyebileceğimiz normal şartlar altında yaptıklarınızla mukayese edildiğinde on kat, belki yüz kat daha faziletlidir. Mesela, bir yönüyle cismaniyetiniz ve bedeniniz sizi bir şeye çağırır. O anda iradenizin hakkını vererek ondan kurtulmanız ve meşru daireden ayrılmamanız çok önemlidir. Diyelim ki, hevâ-i nefsiniz ve şehevânî duygularınız sizi bir günaha çağırıyor, bir kısım dürtülerle sizi bir çukura itmek istiyor orada iradenizin hakkını vermeniz ve günah çukuruna yuvarlanmaktan kurtulmanız bazen yüzlerce rekât namaz kılmanızdan daha fazla kazanç sağlayacaktır size. Kezâ, Cenâbı Allah, bazı kimselere bazı istidat ve kabiliyetler vermiştir. Bazı insanlarda bir kısım istidatlar ve kuvveler daha güçlü, kuvvetlidir. Bu istidat ve kuvvelerin bazısı insanın aleyhinde ve dezavantaj gibi de görülebilir; fakat, haddi zâtında onlara terettüp eden vâridat çok fazladır. Eğer, sizin fenalıklara eğiliminize esas teşkil edebilecek duygularınız varsa, o duygular sizi günahlara zorluyorsa ve siz her şeye rağmen o duygulara karşı dimdik durabiliyorsanız, günah çağrılarına cevap vermiyor ve kötülük dürtüleri karşısında eğilmiyorsanız başkalarına göre çok daha hızlı terakki edebilirsiniz. Ne var ki, böyle bir terakkînin semeresini dünyada görmek her zaman müyesser olmayabilir. “En büyük ikram-ı İlahî, ikramını hissettirmemektir” fehvâsınca Allah, iradesinin hakkını veren kullarına ikram ve ihsanlarını hissettirmez; onların meyvelerini ahirette verir; sürpriz yapar onlara ve “gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve insan havsalasının kavrayamayacağı nimetler” lûtfeder.

Bu açıdan, zikir atmosferini korumanın zor olduğu, insanın cismâniyet tarafından tehlike vadilerine çekildiği yerlerde dimdik durup sürekli “Allah” demek, dil, beden ve kalble hep O’nu anmak çok daha önemlidir ve insana daha çok sevap kazandırır. Laubâliliğe, faydasız meşgalelere ve mâlâyânî şeylere açık yerleri bile Cenâbı Hakk’ı zikirle ve mahlukâtı tefekkürle süsleme, zikir ve fikirle oraları da nurlandırma pek faziletlidir. Mesela, herkes hacca gidemez, Arafat’a çıkamaz, Müzdelife bilemez, Mina göremez fakat, herkes için objektif olan bir şey vardır; o da, insanın cismâniyet ve nefsi itibariyle olumsuzluğa çekildiği yerde iradesinin hakkını verip amel-i salihe yönelmesi, karanlık zeminleri, sisli atmosferleri ciddi ve samimi tavrıyla nurlandırması… İşte bu, bir yönüyle her yeri o insan için Arafat haline getirir; her yeri Kâbe’nin metâfına çevirir. Peygamber Efendimiz, tehlike anında hudutta nöbet tutan bir insanın bir saatlik nöbetinin bir sene ibadet hükmüne geçtiğini beyan buyurmuyor mu? Bir dakika şehitlik meşekkati çeken bir insan birden bire en büyük velilerden biri olmuyor mu? Evet, bir Arap atasözünde dendiği gibi “Bikadri’l-keddi tüktesebü’l-meâlî Meşakkat ölçüsünde mükafat elde edilir.” Maddî–manevî her türlü muvaffakiyet, maddî–manevî bir kısım mahrumiyetlerin arkasında meknîdir. Ne kadar mahrumiyete katlanır, ne kadar kendinizi sıkar, ne kadar zorlanırsanız, semere ve mükafatınız da o ölçüde kıymetli olur. Şu kadar var ki, “Ben kendimi sıkayım da, daha çok sevap kazanayım” düşüncesi doğru değildir. Allah’tan afv u afiyet istenir, sıkıntı ve meşakket değil. Benim anlatmak istediğim husus: Sıkıntı ve zorluklar karşısında da mümince duruşunuzu korumanız, Cenâbı Hakk’ın rızası arzusuyla kıvamı muhafaza etmeniz sizi normal zamanlarda ve düz yollarda yürürken kazandığınız şeylerin kat kat üstünde fazilete ulaştırır.

Sâkin ve Sâmit Zâkirler
Evet, değişik keyfiyetleriyle ve değişik dalga boyundaki halleriyle zikri umûmî görüp, Cenâbı Hakk’ın bize bahşettiği nimetlere, teveccühlere ve tecellîlere çok geniş alanlı bir zikirle mukabelede bulunmak bizim vazifemizdir. Zikir o kadar geniş alanlı olmalıdır ki, dil, kalb ve sair azalar zikrettiği gibi insanın hal ve tavırları da zikirden nasibini almalı ve onu görenlere de bir manada zikir vesilesi olmalıdır. Zikri ve kulluk şuurunu bütün mahiyetiyle temsil eden İnsanlığın İftihar Tablosu’nu görüp de yüreklerin ürpermemesi mümkün değildi. O’nun gülyüzüne, nuranî çehresine bakanlar mutlaka Allah’ı hatırlıyorlardı. Demek ki bazen tavır, davranış, imaj.. gibi şeyler de vesile-i zikir oluyor. Bazen insan, tavır, davranış, hâl ve duruşuyla da bir yönüyle bir zâkir halini alıyor; adeta bir zâkir-ü sâkin ve sâmit oluyor... Nitekim bir hadis-i şerifte, “ Allah’ın velileri öyle kimselerdir ki görüldüklerinde Allah hatırlanır.” buyurulmaktadır. Bundan dolayı, Cenâbı Hakk’ın bazı seçkin kullarına “Hüccetullahi ale’l-âlemin” yani, “Allah’ın varlığına hüccet olmak üzere dünyaya gönderilen insanlar” denilmiştir. Tabakât kitaplarında pekçok zat için “Görüldüğünde Allah hatırlanırdı.” ifadesi kullanılmaktadır. “Secde ettiğinde secdesinde Allah tecelli ederdi.” cümlesi de başka bir ifadedir o büyüklerin mücessem zikir olan hâllerini anlatmak için. Mesela, Ka’nebî diye tanınan büyük hadis alimi Abdullah b. Mesleme, bir topluluğa uğradığı zaman onlar bu büyük insanın görünüşünde müşahede ettikleri mehabetten dolayı “Lâ ilâhe illallah” “Sübhanallah” demekten kendilerini alamazlarmış. Onu anlatan birisi der ki: “Ne zaman Ka’nebî’yi ziyarete gitsek onu uçurumun kenarındaymış da neredeyse cehenneme düşüverecekmiş gibi bir vaziyette görürdük.” İşte böyle bir insanın hâli elbetteki çevresindekilere tesir eder. Döneminin en büyük alimlerinden birisi olarak bilinen İbn Cüreyc hakkında Abdurrezzak b. Hemmam der ki: “İbn Cüreyc’i ilk gördüğüm zaman dedim ki, işte bu Allah korkusundan yanıp tutuşan birisidir.”

Ayrıca, zikir alanını geniş tutma mevzuuna yolda yürüme, koşu bandına binme ve araba kullanma gibi günlük işlerinizi de dahil ederek mütemâdiyen Allah’ı zikretmeniz de mümkündür. Mesela; her gün bir saat araba kullanıyorsanız, yarım saat-kırk dakika yürüyorsanız; o yarım saat ya da kırk dakikalık zamanda bir günlük hizbinizi, belki yarısını belki de bütününü okuyabilirsiniz. Teybinizi açar, ya Kur’an dinler ya da bir ilahîye kulak verir ve onun içinden kendinize göre bir yol bulup O’na yürüyebilirsiniz, kalbinizi işletip, ruhunuzu söyletebilir, nefsinizin burnunu kırıp şeytana ağzının payını verebilirsiniz. Eğer bir yol arkadaşınız olursa, onun hâlini-hatırını da sorabilirsiniz; ama, bir müddet sonra bir şey okumaya başlayarak hüsn-ü misal teşkil etmeniz de mümkündür. Böyle bir davranışı ille de yol emniyeti mülahazasına bağlamak da doğru değildir; zira, öyle bir düşüncede de nefsanîlik vardır. Esasen, bir şeye binerken, “Sübhânellezî sehhara lenâ hâzâ ve mâ künnâ lehû mukrinîne ve innâ ilâ Rabbinâ lemünkalibûne Bunu bizim hizmetimize veren Allah’ın şanı ne yücedir; O bu nimeti bize musahhar kılmasaydı, biz buna tâkat getiremez, güç yetiremezdik. Biz elbette Rabbimize dönmekteyiz.” (Zuhruf, 43/13) demek, Rabbimizi zikredip hamd ü senâ duygusuyla O’nu anmak sünnettir. Selef-i sâlihîn efendilerimiz işleğe, ata, deveye binerken bu ayeti okur ve şükür hissiyle dolarlarmış. Öyleyse, taksiye, otobüse, trene, uçağa binerken mümkünse bu duayı katlamak lazım; çünkü, bunlar da Allah’ın birer nimeti. “Seni tesbih u takdis ederiz, bu arabayı, bu treni, bu uçağı bize musahhar kıldın Allahım” demek lazım. İşte Allah’ın bu nimetlerine mazhariyetinizi de, onlardan istifade ederken değişik şeyler okuyarak ve Cenâbı Hakk’ı isim ve sıfatlarıyla yâd ederek tam bir zikre çevirebilirsiniz.

En Dokunaklı Ses
Bu meselenin az önce telmihte bulunduğum bir diğer yanı da, sizinle beraber olan insanlara da güzel örnek olmanız ve onlara da yapmaları gerekli olan şeyi telkin etmenizdir. Mesela, size sorsam ve desem ki “En dokunaklı ses hangi sestir?” Şimdi siz, falan sanatçının ya da filan hafızın sesi diyeceksinizdir.” Hayır, en dokunaklı ses her insanın kendi sesidir. İsterseniz deneyin; sesinizi yükseltin gece hiç kimsenin olmadığı ve duymadığı bir yerde. Sizi sadece O’nun duyduğunun ve O’na içinizi döktüğünüzün şuurunda olarak elinizden geldiğince nağmenin en yanığıyla elem ve emellerinizi dilendirmeye çalışın başınızı yere koyun, “Rabbim” diye inleyin. Size çok dokunacak kalbinizden yükselecek olan o nağmeler. Tebahhur eden denizler gibi buharlaşacak, çiğ noktasına ulaşacak ve oradan dönüp yeniden teveccühler halinde sizin kalbinize akacak. İşte öyle bir an ve o türlü bir mekanda sesli okumalısınız.

Hazreti Üstad diyor ki, “Bu gece evrad ile meşgul olurken nöbetçiler ve başkaları işitiyorlardı. Kalbime geldi ve ‘Acaba bu izhar, sevabımı noksan etmiyor mu?’ diye telâş ettim. Sonra, Hüccetü’l-İslâm İmam-ı Gazâli’nin meşhur bir sözü hatırıma geldi. O demiş: “Bazen izhar, çok defa ihfâdan daha ziyade efdal olur.” Yani, açıktan ve sesli okuyunca başkaları da istifade ederler, hatta gafletten uyanıp belki de taklit etmek ve kendileri de aynısını yapmak isterler. İşte, arabanın içinde veya bir yolda yürürken yanınıza aldığınız insana bu mevzuuda bir öncülük yaparsanız, onu da aynı hayırlı amele teşvik etmiş ve alıştırmış olursunuz. Ne biliyorsunuz, üzerine basıp çiğnediğiniz otların, dokunup geçtiğiniz yaprakların ve gölgesinde yürüdüğünüz ağaçların da sizin zikrinizle harekete geçmediğini!. Ne biliyorsunuz, içinde yol aldığınız vasıtanın ihtizaza gelmediğini!. Ben bir yönüyle, o canlı hayvanların da bir ruh –hayvanî ruh– taşıdıklarına inanıyorum. Bu arabaların, trenlerin, gemilerin ve uçakların da Allah tarafından görevlendirilmiş kendilerine göre bir ruhları ya da onlarla vazifeli birer melek olamaz mı? Allah hiçbir şeyi boş bırakmaz; onlara da nezaret eden birileri vardır mutlaka. Neden onu da ihtizaza getirmeyecek, neden onu da coşturmayacak ve neden onu da şahlandırmayacaksınız ki!. Bütün bunlarda size dönen bir fayda olabilir; fakat, o faydayı düşünmemelisiniz. Kulların her fırsatta O’nu anmaları onların vafizesi, Allah’ın da hakkıdır. Bununla beraber, siz zikr u fikr ile yola çıkarsanız, Allah da sizi yolda bırakmaz, muhtemel kaza ve belaları def’ eder. Emniyetle gider, emniyetle dönersiniz. Fakat, buna bağlıyarak yapmamak lazım zikir ve sair ibadetleri. O netice, Cenâbı Hakk’ın lütfunun bir çeşit tecellisi olarak sizin amelinize terettüp etse de siz amelinizde öyle bir fayda gözetmemelisiniz.

İşte böyle geniş alanlı bir zikirdir esas olan ve o ille de şöyle olacak, böyle olacak şeklinde daraltılmamalıdır. Belki daraltılacak bir yer vardır; o da, hadis-i şeriflerde ifade buyurulduğu için; hela gibi yerlere girerken sadece “Bismillahi, Allahumme innî eûzu bike mine’l-hubsi ve’l-habâis Allahım, serâpâ pis olan ve pisliklerle hemhâl bulunan muzır şeytanlardan Sana sığınırım.” demekle yetiniriz. İçeriye adım attıktan sonra artık Rabbimizin adını zikretmeyiz. Fakat orası da temiz mülahazalarda bulunmaya mani değildir. Gönül yine temiz tutulabilir; derin istekler onu doldurabilir. Hem o istekler söze dökülmeden melekler onları yazmaz, ancak söylediğiniz şeyleri yazarlar; oraya girmek zorunda bırakıp meleklere eziyet etmeye lüzum olmasa da, orada da saf ve duru hisleri muhafaza etmek mümkündür. Dahası, nerede olursanız olun, temiz mülahazalar kalbinizde belirince, Sahibi bilir onları. –Hâşâ– Sahib o türlü yerlere girmekten münezzehtir, mukaddestir, müberradır. Kezâ, bir haram şey yeyip içerken, bir haram iş işlerken mesela, katî haram olduğu bilinen bir oyunu oynarken de O’nun adı zikredilmez. –Allah korusun– haram yudumlarken O’nun adını zikretmede küfre düşme ihtimali bile vardır. Haram olması muhtemel şeylere başlarken de O’nun adını zikretmemek daha uygundur. Bahsettiğimiz mahzurlu yerler zikir alanını daraltma sayılır mı bilemeyeceğim. Belki oralar zikir alanı değildir, Allah mua’f tutmuştur oraları. Belki de orada anmama, anmadır. Çünkü, orada da aslında O’nu gönülden anma vardır ve orayı Nâm-ı Celîli zikretmeye yakıştıramamadan dolayı anmama, anmadır.

Son bir hususu daha hatırlatmakta fayda var: İnsan, yeme-içme, yatıp kalkma gibi âdetleri Hazreti Muhammed aleyhissalâtu vesselam Efendimize ittiba mülahazasıyla yaparsa o âdetler de ibadet hükmünü alır. Efendimizi anma ve bazı şeyleri o yapıyor diye ve onun yaptığı gibi yapma da neticede Allah’ı anmaya dayanır. Efendimizi niye anarız Çünkü, O Allah’ın elçisidir. Hem O büyük bir elçi de değil, en büyük elçidir. Gelen bütün elçiler büyük elçilerdir; O ise, en büyük elçidir. Bir elçi kim tarafından gönderilmiş ise, onu temsil eder. Büyük elçiler kendi ülkelerinin cumhurbaşkanını temsil ederler. Reîs-i âlem, Mâlik-i âlem, Hâlık-ı âlem Allah Teâlâ, Peygamberimizi bu dünya memleketine bir elçi olarak göndermiş mi, göndermemiş mi? Kimin halifesi ve kimin elçisi o zaman? Kimi temsil ediyor? Tabii ki, Allah’ın elçisi ve O’nu temsil ediyor. Öyleyse, Ona karşı bir hakaret de, bir ta’zim de Allah’a râcî olur. Bu açıdan Efendimiz’i anma da Allah’ı anma demektir. Ona salât u selam getirme ve Onun bir sünnetini uygulama da Allah’ı zikretme manasına gelir.



157  Genel Kategori / Ramazan Özel - illere Göre iftar Vakitleri / Ramazan'da Af Dışı Kalan 4 Kişi : 22 Eylül 2008, 15:07:52
Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez.
Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın

Mehmet Paksu, Ramazan ayında af dışı kalan kimseleri yazdı.

Bu ay hatalı tavırların, kötü alışkanlıkların terk edildiği bir fırsattır. İbadetlerimizle kendimizi Allah'a sevdirdiğimiz gibi, hatalardan, günahlardan çekinmekle de takva çadırının altına gireriz.

Fakat bu arada yaptığı günahlara aldırmayan, işlediği kötülüklere devam edenler de vardır. Bu kişiler af kapısına yanaşmadıkları için af nimetinden nasiplerini alamıyorlar.

Sevgili Peygamberimiz bu kişilere dikkatimizi çekiyor. İbn Abbas anlatıyor. Bir Ramazan günü Peygamberimiz şöyle bir hitabede bulundu: "Aziz ve Celil olan Allah Ramazan ayının her gecesi, bir çağrıcıya üç defa şöyle seslenmesini) söyler:

"Bir şey isteyen yok mu, istediğini vereyim. "Hiç tövbe eden yok mu, tövbesini kabul edeyim. "Bağışlanmak isteyen yok mu, bağışlayayım. "Kim fakire değil, zengine; zalime değil, vefakâra borç verecek?" Peygamber Efendimiz devamlı şöyle buyurdu:

"Ramazan ayının her gününde iftar anında Aziz ve Celil olan Allah hepsi de Cehennemi hak etmiş olan bir milyon kişiyi Cehennemden kurtarır. "Ramazan ayının son günü olunca Yüce Allah, ayın başından sonuna kadar Cehennemden kurtardığı kimselerin toplamı kadarını daha kurtarır.

"Kadir gecesi olunca Aziz ve Celil olan Allah Cebrail'e emreder.

Cebrail de meleklerle beraber yanlarında yeşil bir sancakla yeryüzüne inerler. Sancağı Kâbe'nin üzerine dikerler. Bu sancağın yüz kanadı vardır. Bunlardan ikisi bu gecenin dışında açılmaz. "Cebrail Aleyhisselâm o iki kanadı bu gece açar ve bunlar doğudan batıya ulaşır.

"Cebrail Aleyhisselâm bu gece melekleri teşvik eder. Onlar da her ayakta durana, oturana, namaz kılana ve zikredene selam verirler ve onlarla tokalaşırlar. Yaptıkları dualara 'âmin' derler. "Bu iş, tan yeri ağarıncaya kadar devam eder. Tan yeri ağarınca Cebrail Aleyhisselâm:

"Ey melekler topluluğu! Gitmeye hazırlanın!" der. Melekler: "Ya Cebrail, Allah Teâlâ, Muhammed ümmetinden olan mü'minlerin ihtiyaçlarını ne yaptı?" derler. Cebrail Aleyhisselâm şöyle cevap verir: "Allah Teâlâ, bu gece onlara rahmetiyle baktı ve onları affedip bağışladı. Ancak dört grup hariç." "Ya Resulullah! Onlar kimdir?" dediğimizde, buyurdu ki:

"İçki içmeye devam eden, ana-babasının hakkını çiğneyen, akrabalık bağlarını gözetmeyen ve müşahin." "Ya Resulullah! 'Müşahin' nedir?" dedik: "İnsanlar arasındaki dostluk bağlarını kesen, fitne ve fesat çıkartan kimsedir" buyurdu. (et-Tergîb Ve't-Terhîb, 2:439.)

Şair Nâbî'nun oğluna verdiği dersler Hasta olmadıktan ve vücudun halsiz kalmadıktan sonra Ramazan orucunu sakın geçirme. Oruç bir rahmet sofrasıdır. Oruçlu için ise nurdan bir elbisedir. Oruç gizli tutulan gizli bir ibadettir. Onun için asla oruca riya giremez. Oruç, Allah'ın ezelî kudret ve kuvvetine mensup temiz bir gizliliktir. Oruç meleklik sıfatına bürünmektir.

Oruç, Cennet nimetlerinin yol göstericisidir. Böylece oruçta yeme içmeyi terk etmek bir rahmet sebebi olur. Ta gecenin karanlığı uzadığı bir vakitte güneşin parlak yüzük taşı, senin ağzına mühür vurur, yeme içme kesilir. Artık kendi nurun parlamaya başlar ve kötü amellerin gece karanlığına gömülür, affedilir. O ne saadettir ki dudağın kapalı olduğu için, yeme-içme olmadığı için bütün beyhude işlerden uzaklaşmışsındır.

MEHMET PAKSU/BUGÜN


158  Genel Kategori / Ramazan Özel - illere Göre iftar Vakitleri / İftardan Sonra Çay İçmeyin ! : 22 Eylül 2008, 15:06:22
Oruç hem ruha hem bedene manevi güzellikler katar. Ancak orucun bu hikmetinden faydalanmak için yediklerimize dikkat etmemiz gerekir.

Bunun için çok yemek yemekten, sağlıksız ürünler tüketmekten, hareketsizlikten kaçının.

Ramazan ayının sağlığımız açısından çok değerli bir ay olduğunu ancak bizlerin yanlış beslenmesi sonucu orucun güzel etkilerinden tam anlamıyla faydalanamadığımıza dikkat çeken Dr. Ender Saraç, Ramazan dolayısıyla yapılan beslenme hatalarını ve nelere dikkat edilmesi gerektiği hususunda şu önerilerde bulundu.

MİDENİZE BİR ANDA YÜKLENMEYİN:

İftar ve sahur yemeklerinde sindirimi kolay hafif ama vücut metabolizması için yararlı besinler tercih edilmeli, ana menümüzde ağır yağlı yemekler, kızartmalar ve kalorisi yüksek yiyeceklerden uzak kalınmalıdır. Az yağlı hafif sebze yemekleri, ızgara etler veya fırında pişirilmiş yemekler ile yoğurt tercih edilmelidir.

SUSUZ KALMAYIN:

Oruç tutarken uzun süre susuz kalındığından ilk işimiz susuzluğun giderilmesi olmalıdır. İftar ve sahurlarda bol sulu gıdalar tüketilmelidir. Özellikle salatalık, elma, kavun, domates gibi sebze ve meyveler susuzluğu daha az hissetmemizi sağlarlar. İftardan sahura kadar olan saat diliminde en az 7-8 bardak su tüketilmeye çalışılmalıdır.

SAHURDA ŞARKÜTERİ TÜKETMEYİN

Kahvaltılıklar ve meyve sahur için en uygun yiyeceklerdir. Sahurlarda ana yemekler tüketilmemelidir. Tuzlu gıdalardan ve şarküteri ürünlerinden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Yağ ve tuz sindirimi zorlaştırdığı gibi mideye rahatsızlık hissi verir ve susuzluğu arttırır.

İFTARDAN SONRA HEMEN ÇAY İÇME

Dr. Ender Saraç, iftar yemeğinin ardından dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:

SİGARA YAKMAYIN: Yemeklerden hemen sonra içilen bir sigaranın normal zamanda içilen sigaradan daha zararlı olduğu yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.

HEMEN ÇAY İÇMEYİN: Çay yapraklarındaki asitli madde proteinin hazmını zorlaştırır.

TOK KARINLA BANYO YAPMAYIN: Normal zamanlarda da yemeklerden hemen sonra banyo yapmamak gerekir. Banyo yaptığımızda vücuttaki kan dolaşımı hızlanır. Mide çevresindeki kan miktarı azalacağından midemizin sindirim sistemi zayıflar. Çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkar.

YENİŞAFAK
159  Genel Kategori / Ramazan Özel - illere Göre iftar Vakitleri / [c]: Keyifli (!) Ramazanlar... : 22 Eylül 2008, 15:05:03
Amin..Eline sağlık Juliet.. Wink
160   Film, Dizi Film, Özetleri, Film Fragmanları, Dizi Film bölümleri, / KurtLar Vadisi Pusu / Kurtlar Vadisi Müthiş Başlıyor : 19 Eylül 2008, 17:08:21
Vadi, yeni sezona sürpriz bir başlangıç yapacak! Kurtlar, sezona İskerder ve Polat'ın konuşmasıyla başlıyor.
Geçtiğimiz sezon merak uyandıran bir finalle yaz tatiline giren Kurtlar Vadisi Pusu dizisi 9 Ekim'de yeni bölümüyle ekrana gelecek.

'Bu sezon hiçbirşey karanlıka kalmayacak' sloganı ile yeni heyecanlı bölümleriyle başlayacak olan dizinin tanıtımlarında hapishane duvarlarına yansıyan görüntüleri ile dizi karakterlerinden Polat Alemdar ile İskender Büyük'ün konuşması dikkat çekiyor.

İŞTE POLAT İLE İSKENDER'İN O KONUŞMASI

İskender: Gel Polatım gel... Eee Polat Alemdar filden büyük fil avcısı var

Polat: Fil avcısından da büyük Allah var

İskender: Bizi yetiştirenler böyle yetiştirdi önce avcılığı öğretttiler sonra avı öğrettiler

Polat: Başka ne öğrettiler devleti nasıl satacağınız mı?

İskender: Sizler satılığa çıkarınca biz de aldık. Devlet sahipsiz mi kalsın?

Polat: Siz kendinizi satılığa çıkarmışsınız herkesi birşey satar zannedersiniz. Sizin döneminiz bitti.

İskender: Devlete düşman gerek...

Polat: Siz varken bu ülkenin düşmana ihtiyacı yok

İskender: Korku yaratmazsan devleti yönetemezsin



<a href="http://www.netegel.com/vid/video.swf?v=Zqis5I808Vtm" target="_blank">http://www.netegel.com/vid/video.swf?v=Zqis5I808Vtm</a>




Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 [10] 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 ... 705
Arsiv
Bisohbet.Com Dizifilm özetleri film fragmanları dizi film oyuncu resimleri | Powered by SMF.
© 2005, Simple Machines LLC. All Rights Reserved.
Theme PascaL
Bisohbet© Mozilla FireFox ile cillop gibi görünür.
[1] | [2] | [3] | [1] | [4] | [5] | [6] | [7] | [8] | [9] | [10] | [11] | [12] | [13] | [14] | [15] | [16] | [17] | [18] | [19] | [20] |
[21] | [22] | [23] | [24] | [25] | [26] | [27] | [28] | [29] | [30] | [31] | [32] | [33] | [34] | [35] | [36] | [37] | [38] | [39] | [40] |
[41] | [42] | [43] | [44] | [45] | [46] | [47] | [48] | [49] | [50] | [51] | [52] | [53] | [54] | [55] | [56] | [57] | [58] | [59] | [60] |
[61] | [62] | [63] | [64] | [65] | [1] | [66] | [67] | [68] | [69] | [70] | [71] | [72] | [73] | [74] | [75] | [76] | [77] | [78] | [79] | [80] | [81] | [82] | [83] |
[84] | [85] | [86] | [87] | [88] | [89] | [90] | [91] | [92] | [93] | [94] | [95] | [96] | [97] | [98] | [99] | [100] | [101] | [102] | [103] | [104] | [105] |
[106] | [107] | [108] | [109] | [110] | [111] | [112] | [113] | [114] | [115] | [116] | [117] | [118] | [119] | [120] | [121] | [122] | [123] | [124] | [125] | [126] |
[127] | [128] | [129] | [130] | [131] | [132] | [133] | [134] | [135] | [136] | [137] | [138] | [139] | [140] | [141] | [142] | [143] | [144] | [145] | [146] | [147] |
[148] | [149] | [150] | [151] | [152] |