|
1
|
Genel Kategori / Kutlamalar / [c]: Mutlu Yillar _turkuaz_
|
: 13 Kasım 2008, 16:08:05
|
Doğum Günün Kutlu Olsun Turkuaz.. Rabbim sevdiklerinle nice mutlu huzurlu ve sağlıklı yıllar nasip etsin..Yaşadığın her an bir öncekinden daha güzel ve hayırlı olsun inşallah..
|
|
|
|
|
3
|
Genel Kategori / İslâm ve İnsan / [c]: Dualarımız Kabul Olsun ...
|
: 11 Ekim 2008, 23:38:55
|
Amin
Allah razı olsun Juliet.. Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’a kainatın zerreleri adedince hamd ü sena, kulları içinden seçip zirve payelerle şereflendirdiği en doğru sözlü ve en güvenilir elçisi Hazreti Muhammed’e, tertemiz, pırıl pırıl hane halkına, mükerrem ashabına ve kıyamete kadar gelip geçecek insanlar içerisinde ihsan şuuruyla onlara ittiba edenlere de sonsuz salât ü selam olsun!
Rabbimiz! Sen’in fikr ü zikrinden uzaklaştıracak ne kadar meşguliyet varsa onların hepsinden bizi uzak tut.. bu acz ü fakr içindeki kullarını hiçkimseye muhtaç olmayacağımız, başka hiçbir kapının önünde el açmak sefaletine düşmeyeceğimiz ölçüde fevkaladeden lütuflarınla zenginleştir; zenginleştir Ya Rab, zira hakîkî veren yalnız Sen’sin, biz ise Sen’in kapının önünde bir “nigâh-ı âşina” bekleyip duran kapıkullarıyız.
Rabbimiz! Sinelerimize inşirah salmanı, yolumuzu, peygamberan-ı izamın, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin yolu eylemini istirham ediyoruz. Sen her şeye gücü yeten, her istediğini gerçekleştiren ve yakarışlara mukabelede bulunmak şanına çok yakışan yegane Zat’sın; ne olur, bizim dualarımıza da icabet eyle ve sağımızdan-solumuzdan, önümüzden-arkamızdan, üstümüzden-altımızdan gelebilecek bütün tehlikelerden ve Sen’in azabına uğramaktan; aynı zamanda bunların hasıl edeceği korku, gam ve kederden de sıyanet buyur!
Ey isteyenlere cevap veren ve dua dua yalvaranların dualarını kabul buyuran Yüceler Yücesi Rab! Bizim niyazlarımızı da kabul buyur.. kinle, nefretle oturup kalkan ve hep düşmanlık duygularıyla köpüren imansız ve amansızlara karşı yardımcımız ol.. bir de üzerimize sekine yağdır, yağdır ki, Sen’den başka kimseye karşı hiçbir korkumuz, hiçkimseden de en küçük bir beklentimiz kalmasın!...
Efendimiz Hazreti Muhammed’e, aile fertlerine ve bütün ashabına salât u selam ederek bunları Senden dileniyoruz, Rabbimiz!
|
|
|
|
|
8
|
Film, Dizi Film, Özetleri, Film Fragmanları, Dizi Film bölümleri, / Kollama / Kollama 22.Bölüm (2.Sezon) Özeti
|
: 11 Ekim 2008, 10:01:45
|
Bir parkta bulunan ceset, özel timi harekete geçirir. Ceset, Leyla isminde tıp fakültesi öğrencisi bir genç kıza aittir. Feci bir şekilde öldürülen, Leyla’nın ailesi başka bir şehirde yaşamaktadır. Cinayetin tek görgü tanığı ise, ruhsal dengesi bozuk zararsız bir adamdır. Görgü tanığı, Leyla’nın parkta bir adamla tartıştığını söylemiştir. Araştırmalar sonunda Leyla’nın tartıştığı kişinin ailesinin zoruyla nişanlandığı Şehmuz olduğu ortaya çıkar.
Öldürülmeden önce Şehmuz’a onunla evlenmek istemediğini ve başka bir sevdiğinin olduğunu söyleyen Leyla, ağabeyinin baskısıyla karşı karşıya kalmıştır. Necip tarafından sorguya alınan eski nişanlı Şehmuz’un söyledikleri, gerçek katilin kimliği konusunda ipuçları verecektir. Olayın üzerine giden Necip, şaşırtıcı bulgulara ulaşırken cinayet perdesi aralanacaktır. Bu arada Halime’ye sevgisini itiraf eden Yiğit, Necip’ten Halime’yi isteme telaşına girer. Hüner, Yiğit için Halime’yi eşinden isterken, Necip’in farklı planları vardır. Yiğit ve Halime aşkı, nereye sürüklenecektir? Sırlarla dolu cinayetin ardındaki olay çözülecek midir?
|
|
|
|
|
9
|
Film, Dizi Film, Özetleri, Film Fragmanları, Dizi Film bölümleri, / Tek Türkiye / Tek Türkiye 38.Bölüm (2.Sezon) Özeti
|
: 11 Ekim 2008, 10:00:08
|
Kızı Berfin'i örgütten kurtarmak için çabalayan Zelal, yeni bir oyunun içine girer. Zelal'in evine gelen tabut ise, köyde büyük bir şaşkınlık ve üzüntü oluşturacaktır. Köyün muhtarı Şehmuz, Zelal'in evindeki tabutla ilgili gerçekleri öğrenirken, büyük bir tehditle karşı karşıya kalacaktır. Berfin'in firarıyla sarsılan örgüt, civardaki bütün köylerde onu aramaktadır. Ayrıca, köyleri yakıp yıkan örgüt, saflarına yeni elamanlar katma peşindedir.
Bu arada Rabia'nın öz annesi olmadığını öğrenen Tarık, kendisiyle ilgili gerçekleri öğrenmek için Zelal'i sıkıştırmaktadır. Bışolar'dan korkan Zelal, büyük sırrı Tarık'la paylaşıp paylaşmamakta kararsızdır. Dedesinin ölüm haberini alan Dila ise uzun süredir haber alamadığı kardeşi Yılmaz'ın yanına gitmeye karar verir. Yılmaz ve Berfin arasındaki ilişkiyi öğrenen örgüt, Berfin'i infaz görevini Yılmaz'a verecektir.
Zelal'in evindeki tabutun içindeki sürpriz isim kim? Yılmaz, Berfin'i öldürebilecek midir? Tarık, gerçek annesinin kim olduğunu öğrenebilecek midir?
|
|
|
|
|
13
|
Genel Kategori / İslâm ve İnsan / Kur'an-ı Kerim'e Cefa Etmeyin
|
: 10 Ekim 2008, 13:23:25
|
Kur'an-ı Kerim'e cefa etmeyin Ebû Mûsâ hazretlerinden rivayet edildiğine göre; Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Saçı sakalı ağarmış Müslüman'a, Kur'an-ı Kerim'i usûlüne uygun olarak okuyan, içindekiyle amel hususunda ölçüyü aşmayan ve ondan uzaklaşmayan insana, bir de herkesin hakkını gözetmeye çalışan âdil idareciye ikram etmek, Allah Teâlâ'ya duyulan saygı ve ta'zimden ileri gelir."
Hürmet etmek, tazim göstermek, selam vermek, ayağa kalkmak, tebessümle karşılamak, hep güleryüzlü davranmak, sonradan gelene yer açmak, tatlı sözlerle konuşmak, bağış, ihsan ve keremde bulunmak gibi iyiliklerin hepsi birer ikramdır.
Hamele-i Kur'an olmak gerek
Hazreti Sâdık u Masdûk (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, Müslüman yaşlıya ve herkesin hakkını gözeten idareciye -en geniş manasıyla- ikramda bulunmaya teşvik etmenin yanı sıra, "hâmil-i Kur'an" olan insanları da aynı çizgide zikretmiş ve onların da hürmete layık kimseler olduklarını belirtmiştir.
"Hâmil-i Kur'an", lügat itibarıyla Kur'an-ı Kerim'in metnini zihnine yerleştiren, onun ahlâkı ile ahlâklanan ve İlâhî hükümlere uygun olarak yaşayan insan demektir. Aslında, "hâmil-i Kur'an" ya da çoğul ifadesiyle "hamele-i Kur'an"; hâfız âlim ve âbidler başta olmak üzere, Allah'ın kelamını şuurluca okumaya ve Cenâb-ı Hakk'ın marziyatını anlamaya çalışan, idrak ettiği ulvî hakikatleri diğer insanlara da duyurma uğrunda her türlü fedakârlığa razı olan, Kur'an hizmeti yolunda taşınması hayli güç yükleri omuzlayan, gönül verdiği davanın gerektirdiği vazifeleri eda ederken karşılaştığı zorluklara katlanan ve daima İlâhî emirlere muvafık hareket etme duyarlılığı içinde bulunan insanların umumî unvanıdır.
Selef-i salihîne göre; hakiki Kur'an ehli olanlar, sadece onu yüzünden veya ezbere okumayı bilenler değil, aynı zamanda onunla amel edenlerdir. Bu itibarla Mushaf'ın tamamını ezbere bildiği halde onun emirlerine uygun hareket etmeyenler "hamele-i Kur'an" sayılmazlar. Nitekim, soruya esas teşkil eden hadis-i şerifte, Kur'an ile meşgul olan bir insanın hakiki "hâmil-i Kur'an" sayılması için gulüv ve cefâdan uzak bulunması gerektiği ifade edilmiştir.
Bazı âlimler, "gulüv" ifadesini, kıraatin usulünde olmayan taşkınlıklara girmek, tecvidde ve harflerin mahreclerinde mübâlağa yapmak, kelimelerin hakkını hiç veremeyecek ve ayetlerin manalarını düşünemeyecek kadar hızlı okumak şeklinde anlamışlardır. "Cefâ"yı ise Kur'an-ı Kerim'i öğrendikten ya da ezberledikten sonra unutmak, Kelam-ı İlâhî'yi adeta terk etmek ve onunla yeterince meşgul olmamak diye yorumlamışlardır.
Gırtlak ağalığı mı, okumak mı?
Bu zaviyeden, saygıdeğer bir hâmil-i Kur'an, bir yandan, ayetleri usûlüne göre okuyan, tecvid kaidelerine riayet eden, harflerin mahreclerini gözeten ve bu hususların hiçbirinde haddi aşmayan, aşırılıklara kaçmayan; diğer taraftan da, Kur'an'dan asla uzaklaşmayan, ezberlediği sûreleri sürekli tekrar etmek suretiyle hiç unutmayan ve Kelam-ı İlâhî'yi okuyup anlamaya çalışmaktan asla vazgeçmeyen kimsedir.
Kur'an'ı okumayan, okuyup da üzerinde düşünmeyen ya da okuyup düşündüğü halde onunla amel etmeyen kimse İlâhî Beyan'a cefâ ediyor demektir. Bazıları, bir ömür boyu Allah'ın kelamına karşı ilgisiz yaşarlar; yaşar ve böylece Kur'an'a cefâ etmiş olurlar. Aslında, bir insan, iş-güç sahibi de olsa ve pek çok meşguliyeti de bulunsa, biraz gayret etmek ve az bir vakit ayırmak suretiyle Kur'an'ı bir ayda öğrenebilir. Heyhat ki, altmış-yetmiş yaşına ulaştığı halde, onlarca senenin sadece birkaç gününü Kelamullah'a ayırmayan ve ona yabancı olarak dünyadan çekip giden bir sürü inanan vardır. Hâlbuki bir mü'minin belli bir yaşa gelmiş olmasına rağmen, hâlâ Kur'an okumasını bilmemesi ve hele öğrenme cehdi göstermemesi Müslümanlık adına ciddi bir ayıptır.
Bazıları da Kur'an'ı öğrenirler, hatta ezberlerler; fakat sonra Mushaf'ı kaldırıp evlerinin duvarına asar ve onu yalnızlığa, kimsesizliğe, garipliğe terk ederler. Belki sadece Ramazanlarda mukabele kasdıyla onu bir aylığına kılıfından çıkarırlar ama akabinde Kelamullah'ı yeniden bir dekor malzemesi gibi kullanmaya dururlar. Hatta bu uzun fasılalardan dolayı kimileri yüzünden okumayı, kimileri de hafızalarındaki sûreleri dahi unuturlar. Onlar da bu şekilde Kur'an'a cefâ etmiş sayılırlar.
Bazıları ise Allah'ın kelamını dillerinden hiç düşürmezler, sürekli gırtlak ağalığı yapar ve çoğu zaman bağıra bağıra Kur'an okurlar. Dahası kimileri, seslerinin güzelliğini ortaya koymak için ayât-ü beyyinâtı bir vasıta gibi görür ve her zaman harika kıraatlerini (!) sergileme fırsatları kollarlar. Kendilerine beyan hakkı verilince, sözlerini ayetle başlatıp yine bir ayetle bitirirler. Fakat maalesef onlar da Kelâmullah'ı sadece okurlar; onun muhtevasını anlamaya ve onunla amel etmeye çalışmazlar. İlâhî emirlere karşı lâkayt davranır ve böylece Kur'an-ı Kerim'e cefâda bulunmuş olurlar.
ÖZETLE
1- Efendimiz, yaşlıya ve herkesin hakkını gözeten idareciye ikramda bulunmaya teşvik etmiş Kur'an talebelerinin de hürmete layık olduklarını belirtmiştir.
2- Hakiki "Kur'an talebesi", sadece onu yüzünden, ezbere veya belli makamlara riayet ederek okumayı bilen değil, aynı zamanda onunla amel edendir.
3- Bazıları ömür boyu Allah'ın kelamına karşı ilgisiz yaşarlar. Aslında, bir insan, pek çok meşguliyeti de bulunsa, biraz gayretle Kur'an'ı bir ayda öğrenebilir.
|
|
|
|
|